<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525</id><updated>2011-08-18T11:12:55.311-07:00</updated><category term='camiler'/><category term='Amerika'/><category term='Islam'/><category term='Osmanlı'/><category term='ekonomi'/><category term='iktisat'/><category term='Askerlik'/><title type='text'>Dünün, Bugünün ve Yarının Dünyasına Bakış</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>39</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-4649049934893637981</id><published>2010-11-20T07:20:00.000-08:00</published><updated>2010-11-20T07:26:34.625-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Askerlik'/><title type='text'>Selamsiz Bandosu</title><content type='html'>Askeriye gunleri hafizamin tozlu raflarinda birer ikiser yerini almaya coktan baslamis olsa da bazi hadisat var ki raflarin arasinda hemen kendini one cikariyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim, bizim askerligin son gunlerine dogru omuzunda muhtelif rutbeler bulunan zevat arasinda bir telas aldi yurudu. Teftis var hazirlanmamiz lazim lafi ortalikta sel oldu akti, yangin oldu yakti. Uzun donem askerler icin egitimler artti, olmayan egitimler icadedildi. Gecenin bir vakti zavalli cocuklar atisa gittiler, gunlerce gece 12'ye kadar patir kutur silah sesleri geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de ortalikta bir temizlik harekati aldi yurudu ki sormayin. Askeri koguslara sokmadilar gunlerce. Sorarsan yassak hemserim. Kogusta 6 tane "Hela" var. (Bu arada herseyin Turkcesini bulmaya calisan buyuklerimizin hela lafinda neden israr ettiklerini de anlamak zor, zira hela Arabi lugatindan gecme bir tabirdir) 6 heladan 3'u her zaman acik, 3'u her zaman kapali. 610 kisilik bolukte toplam 15 adet tuvalet acik bulunduruluyor, tabii millet sabah aksam sira bekliyor, sonra da ortalik batiyor ister istemez. Teftis soylentisinin dibe vurdugu gunlerde millet disari ciktiktan sonra acik olan 3 helayi kapatiyorlar, kapali olan 3 helayi aciyorlar ki komutanlar gelince temiz gorsun helayi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Isin daha ilginci boluk egitim alani yakininda bir tane daha hela var asker kullansin diye yapilmis ve koguslardakiler disinda da baska hela yok. Gavurlarin dedigi gibi tabiat ana cagirdiginda gidilecek iki yer var kisacasi. Ve teftis vesilesiyle ikisi de kapali. Allah'tan Rabbim buyuk bir nimet olarak agaclari yaratmis. Hem gariban agaclarin da sulanmaya ihtiyaci var degil mi? O gun iste askeriyedeki agaclarin neden daha gur ve buyuk oldugunu cozdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asil bir de teftis gunu var ki onu hatirlamak bile istemiyorum. Ortalikta bir telas, bir telas. Egitim ve Doktrin Komutani Org. Saldiray Berk gelecekmis. Hani su Ergenekon davasinda adi en cok gecen abimiz. Asker arasinda abimize saygisini sunan sunana. Bu kadar saygi da fazla diye insanin kulagini kapatasi geliyor adeta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ogleden sonra birden demiri kesen bir emir geldi, tum askerler egitim alaninin yanindaki derede toplanacak. Sonra belli mangalardan 30'ar kisi sectiler. Onlari egitim alanina goturduler. Gerisini de derenin icine yatirdilar. Sigara icmek yasak. Tuvalete gitmek yasak. Oradan ayrilmak yasak. Ayakta dolasmak yasak. Ustune bir de yagmur yagmasin mi. Tam 3 saat boyunca yagmur altinda o agac senin bu agac benim dolasti millet. Egitim alanina gidenlere de guya egitim yaptirdilar. Yagmur altinda, tufek ellerinde saatlerce bekledi durdu garibanlar. Ta ki yagmur sulari musamba misali kamuflajin icinden gece ve donlarini dahi pak eyleye. O arkadaslarin sonraki durumlarini gormeliydiniz. Dunyada cok az komutana bu yogunlukta saygi sunulmasi nasip olmustur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonucta ne oldu diyeceksiniz. 3 saatlik islak bekleyisin ardindan uzun bir konvoyla buyugumuz gecti. Bir suru koruma arabasi, baska komutanlarin oldugu arabalar ve bir de ambulans. Belki 10 araba cok hizli bir sekilde egitim yapan arkadaslarin arasindan bizi derin dusuncelere garkederek gecti gitti. Once Sener Sen'in basrol oynadigi "Selamsiz Bandosu" filmi geldi aklimiza. Hani Cumhurbaskani gelecek diye bir kucuk kasabada binbir zorlukla bir bando kuruluyor da sonra Cumhurbaskani trenden el sallayip geciyor ya. Iste hadise ona cok benziyordu dogrusu. Hatta komutanimiz egitim yapan asakire dikkat kesilmis miydi yoksa elindeki cep telefonuyla mi oynuyordu onu bir tek Allah bilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahasi, askeriyenin icinde, guvenli bir ortamda 5 tane koruma arabasina ve bir de ambulansa ne gerek var, o da bir muamma olarak kalmaya devam edecek. Yoksa buyuklerimiz kendi ordusuna, kendi askerine, kendi halkina guvenmiyorlar mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Isin kokusu sonradan cikti. Rivayet odur ki buyuk komutanimiza her kogusta 25 kisi oldugu soylenmis. Lakin her kogusta aslinda 50 kisi vardi. Basit bir matematik hesabiyla askerin yarsinin ortadan kaldirilmasi lazim gelmis. Burasi Turkiye. David Copperfield burda yasamiyor ki amcayi cagiralim, hokus pokus yapsin yok etsin askeri. Car nacar komutanlarimiz da askeri dereye doldurup ortaliktan yok etmeyi dusunmusler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne demistik. Askerlikte sorgulamak yok. Asker oraliktan kaybolunacak! Kaybol!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-4649049934893637981?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/4649049934893637981/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=4649049934893637981' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/4649049934893637981'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/4649049934893637981'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2010/11/selamsiz-bandosu.html' title='Selamsiz Bandosu'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-7128742185338448832</id><published>2010-11-03T17:53:00.000-07:00</published><updated>2010-11-03T17:54:31.474-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Askerlik'/><title type='text'>Kahraman Turk Ordusu</title><content type='html'>Bilen dostlar biliyor, fakir gectigimiz haftalarda 58. Piyade Alayi'nda askerligini yapti da geldi. Seninki de askerlik mi demeyin, aliniyorum. 3 hafta yapmis olsak da 30 sene anlatacak hatirayla donduk Burdur'dan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askerlik goz acici bir tecrubeydi. Zaten en bastan bunu sosyolojik bir deney ve tecrube olarak gorerek baslamak hem askerligi kolaylastirdi, hem de gozumu acik tutup bazi seyleri daha iyi ve farkli gormeme yardim etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herseyden once Kahraman Turk Ordusunu tanima firsati buldum. Kucuk ve secme bir pencereden de olsa, hadiseye iceriden bakmak goz aciciydi. Sonra Turkiye'yi tanidim. Malum yillardir uzaklarda kalmisiz. Gazetelerden takip etsek de Turkiye eski Turkiye degil. Biz degistigimiz gibi o da degisiyor. Dahasi Avrupa Turklerini yakindan tanima firsatim oldu. Yeni dostlar edinip yeni bilgiler ogrendim. Ve daha pekcok konuda gozlem yapma, dusunme, konusma firsati buldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oncelikle Kahraman Turk Ordusundan baslayalim. Ilk soyleyecegim, Allah kimseyi bu ordunun savunacagi bir ulkede savasa sokmasin demek olacak. Isler oyle bir salla pati yapiliyor ki sormayin. Hersey tamamen goz boyamaca ve cok afedersiniz vucudun arka tarafini ortme uzerine kurulu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askerde temel hadise, ustler her zaman haklidir, ne yapsa yeridir uzerine kurulu. Size ilk ogrettikleri sey "Tekmil vermek". Yani omuzunda sizden daha cok cizgi ya da yildiz olan birini gordugunde yanina gidip "Ali Veli Konya Emret Komutanim!" demek. Emret komutanim kismina dikkatinizi cekerim. Ilginctir, telefon acarken bile "Emret komutanim" diye aciyorlar telefonu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hal boyle olunca, ustler de her turlu islerinde "La Yus'el" edasiyla ortada dolasmakta sonsuz bir hak goruyor. Ta ki daha buyuk "La Yus'el"ler ortalikta gorunene kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askerlik boyunca her turlu rutbe ve seviyedeki askerden defalarca duydugumuz bir ifade vardi. En veciz seklini yagmurlu bir gunde ortalikta dolasmasinlar diye 600 kisilik bolugun toplandigi salonda herkesin huzurunda bir uzman cavus soyledi: "Eger komutanlarim bana firca kayarlarsa ben de size kayarim. Onun icin dikkatli olun, kimse kimseye kaymasin"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedik ya, hadise tamamen goz boyamaca ve ustlerinizin size kaymamasi uzerine kurulu. Mesele is yapmak, bir urun ortaya cikarmak, faydali olmak filan degil. Ort, kapat, cal, cirp, ne yaparsan yap, sadece yukarinin haberi olmasin yeter. Nasil olsa asagidakiler sana kul olmak zorunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askerde yasadigim pekcok olaydan Turkiye'de yasanan hadiseleri de anlamaya calistim. Mesela Turkiye'nin tam manasiyla bir askeri rejim oldugunu ve pekcok acidan hala bunu devam ettirdigini dusundum. Neden ogrenciler sabahlari sira olur, tek kol hizaya gelir, sayilir, ondan sonra sinifa alinir bizim memlekette? Sogukta yarim saat beklemenin egitimle nasil dogrudan bir alakasi vardir? Neden beden egitimi derslerinde ogrenciler rahat, hazirol, saga don, sola don vs komutlardan sinif gecme notu alirlar? Neden Milli Guvenlik diye bir ders vardir ve rutbeli askerler girer bu derse? Neden subay kapida gorununce gur sesli bir ogrenciye "Dikkat!" diye bagirtilir ve herkes bir anda ayaga kalkmaya zorlanir? Gecmise dair cok sorular canlandi kafamda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de su parka hadisesi var ki evlere senlik. Bizim boluk komutani emretti, "Arkadas, hava soguk olsa da parka giyilmeyecek! Buranin bir nizami var. Asker dedigin hep ayni tip olur!" Komutandir, her ne kadar yasi bizden 10 yas kucuk olsa da, olsun buyugumuzdur, dedigini yapalim dedik. Buyugumuzun dedigini yapmayan arkadaslara da zaten kimin buyuk oldugu bilahare gosterildi. "Fakat komutanim, hava cok soguk, usuyoruz, hastayiz, ilac kullaniyoruz" vs itirazlari kimse ilgili hicbir uzvuna sallamadi. Yagmur da yagsa, hava ayaz da olsa buyugumuz buyuklugunu surekli hatirlatti bize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Isin ilginc tarafi, diger boluklerin buyukleri, buyuk olduklarini askere parka giydirerek gosterdiler. "Arkadas, bundan sonra parka giyilecek. Soguk da olsa, sicak da olsa, asker dedigin tek tip olur" diyerek buyuk olduklarini bir kere daha isbat etmisler. Neden iki farkli buyuk tipi var, mantikli bir sekilde hava durumuna gore bir karar verseler olmaz mi diyeceksiniz. Mantik denen seyin nizamiyeden iceri girip girmedigi mevzusuna hic girmeden sadece sunu sorayim size: Eger buyuklerimizden baska birileri mantikla karar verse buyuklerimizin buyuk oldugu nasil anlasilacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simdi bunu gercek hayata uyalaryip dusunuyorum da mesela basortusu sorunu aklima geliyor. "Arkadas, bundan sonra basortusu ortulmeyecek! Bu ulkenin bir nizami var! Vatandas dedigin tek tip olur!" diye bazi buyuklerimizin haykirdigini duyar gibi oluyorum. Dindir, imandir, tercihtir, demokrasidir, haktir, kanundur vs itirazlarin da kimsenin hicbir uzvunu gordugunu sanmam. Buyuklerin buyuklugunu kabul etmeyenler de bilahare kimin buyuk oldugu konusunda bilgilendirildiler zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedik ya, uc hafta askerlikten 30 senelik hatira cikarttik. Yavas yavas anlaticaz artik.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-7128742185338448832?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/7128742185338448832/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=7128742185338448832' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/7128742185338448832'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/7128742185338448832'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2010/11/kahraman-turk-ordusu_03.html' title='Kahraman Turk Ordusu'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-8783576092357032821</id><published>2010-09-22T00:50:00.000-07:00</published><updated>2010-09-22T01:13:23.705-07:00</updated><title type='text'>Uskudar'a Gider Iken ...</title><content type='html'>Uskudar'a gider iken&lt;br /&gt;Aldi da bir Yagmur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana deseler ki en iyi bildigin Istanbul turkusu hangisidir, herhalde "Uskudar'a gider iken" derdim. Dilimden de pek dusmez bu nagmeler. Islik calmaya da cok musaittir soylemesi ayip.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nereden aklima geldiyse geldi, gecenlerde oturdum bu sarkinin tarihcesini biraz arastirdim. Bendenizi oldukca sasirtan ilginc bir neticeye ulastim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim vakt-i zamaninda, yigit Osmanli cengaverlerinin Kirim'i yeniden almak icin Ingiliz ve Frenk asakiriyle omuz omuza Ruslara karsi savastigi 1850'li yillarda Istanbul'a bir Iskoc birligi gelmis. Malum Iskocya eski adiyla Buyuk Britanya, yeni adiyla Birlesik Krallik'in parcasi ya, Iskoc askerleri de Britanya saflarinda savasmak uzere memleketimize gelip yerlesmisler. Iclerinden bir bestekar cikip bu bildigimiz Uskudar'a gider iken sarkisini bestelemis. Etekli Iskoc askerleri bu sarkiyi soyleyerek sokaklarda dolasir, Turk halki da bu hilkat garibesi "Donsuz Askerleri" seyrederek eglenirmis. Sarki nasil bir gufteyle soylenirdi bilinmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yillar tam da Osmanli'da muasir medeniyet seviyesine cikmanin Avrupali gibi giynmekle olacaginin sanildigi yillar. Padisah ferman buyurmus, memurin pantolon ve uzun ceketler giymeye baslamis. Ne memurin alisabilmis bu kiyafetlere ne de ahali. Daha once kiyafeti degisen eli sopali asakire laf soyleyemeyen ahali hincini gariban memurinden almislar. Garibanlar koyun delisi gibi ahaliye maskara olmuslar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rivayet odur ki halk bu Iskoc sarkisini cok begenmis. Bir kisim kulhan beyleri de memurinle dalgalarini gecmek icin biyiklarini bura bura bu sarkiyi soylerlermis. "Katibimin setresi uzun, etegi camur" "katip uykudan uyanmis gozleri mahmur" laflari da gariban mamurlari ti'ye almak icin soylenir olmus.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Melodinin A la Turca nefaseti, guftenin siyasi ortama kamilen uygunluk gostermesi neticesinde halk sarkiyi dillerden dusurmez olmus. Hatta bir rivayete gore akli ticarete iyi calisan Iskoc bezirganlari tutup bir de bu melodiyi calan calar saatler yaptirip Istanbul'da satmaya baslamislar da saatin girmedigi ev kalmamis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Membai ne olursa olsun, bu sarki bizim sarki. Uskudar bizim, katip bizim, asakir bizim. Varsin Iskoclar ilk soylemis olsunlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-8783576092357032821?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/8783576092357032821/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=8783576092357032821' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/8783576092357032821'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/8783576092357032821'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2010/09/uskudara-gider-iken.html' title='Uskudar&apos;a Gider Iken ...'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-1685809879329237160</id><published>2010-09-21T17:15:00.000-07:00</published><updated>2010-09-21T17:28:03.747-07:00</updated><title type='text'>Amerika'da Kutuphaneler</title><content type='html'>Malumaliniz fakir askere gidecek ya, hazirlik yapiyor. Bilimum ivir zivir yaninda dostlar sagolsun askerde bol miktarda mevcut olan sira bekelemeler sirasinda okumak uzere kitap almami tavsiye ettiler. Ben de kutuphanenin yolunu tuttum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabi kutuphaneden asiracagimi dusunler varsa askolsun. Henuz o kadar degil. Efendim arzedeyim vaziyyeti. Bu gavur milleti, ve dahi onlarin yaninda yoresinde yasayan gavur olmayan baska milletler de dahil olmak uzere, bizim milletten cok okuyorlar. Okumanin faziletlerine cok girmeden ve aziz milletime cok fazla dokundurmadan gavurlari takdir eyleyip bunu bir yana birakalim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gavuristandaki ahali okuyup bitirdikleri kitaplari bir kutuya koyup kutuphanenin yolunu tutuyorlar. Kutuphanedeki sevgili amcalar ve teyzeler bu kitaplari elleriyle bir bir oksayip begendiklerini ve dahi kutuphanenin ihtiyaci olanlari umum ahalinin istifadesi icin rafa kaldiriyorlar. Geriye kalan kutubu de halka arz ediyorlar. Hediyesi ben diyeyim 25 kurus, siz deyin elli kurus. Cok cok olsa bir dolar. Kutuphaneyi ziyarete den ahali de ucuz kitap bulunca magribileri ornek alip guzelce elden gciriyorlar bunlari. Okunan kitap tekrar geliyor ve bir baska garibe nasip oluyor. Sonra tekrar geliyor ve bir baskasina. Kutuphane hem kolleksiyonunu zenginlestiriyor, hem de uc bes kurus para kazaniyor bu sayede. Ahali de ucuza kitap edinmis, hem de evdeki kalabaliktan baskalarini da memnun edecek sekilde kurtulmus oluyor. Guzel sistem vesselam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim, simdi fakir gitti kendine uc adet kitap aldi: Walmart'i kuran Sam Walton Amca'nin hatirati, HP'yi kuran David PAckard Amca'nin tarihce-i hayati ve dahi Silikon Vadisinin meshur yatirimcilarindan Guy Kawasaki Abimizin genc yatirimcilara ogutlerini iceren bir kitap. Niyetimiz askerde yemek sirasinda, kantin sirasinda, komutanin bizi saymasini bekledigimiz sirada, bot sirasinda ve dahi tum siralarda bu uc kitabi elden gecirmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ogrendiklerimi zaman icinde paylasacagim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-1685809879329237160?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/1685809879329237160/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=1685809879329237160' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/1685809879329237160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/1685809879329237160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2010/09/amerikada-kutuphaneler.html' title='Amerika&apos;da Kutuphaneler'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-6602062569222501895</id><published>2010-09-18T08:41:00.000-07:00</published><updated>2010-09-18T11:59:06.195-07:00</updated><title type='text'>Merhaba Dunya - 2</title><content type='html'>Merhaba Dunya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar Merhaba...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanli sitesini kapattiktan beri blog isine de ara verdigimi farkettim. Simdi geriye donup baktim, yillar olmus yazi yayinlamayali. Dile kolay. Bir "yil" kelimesi aliyorsun, arkasina bir "lar" ekliyorsun, cok kolayca soyleniveriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neler oldu bu birden cok yil icerisinde? Neler olmadi ki... Ailemizin sayisi iki kisiden uce cikti mesela. Iki defa tasindik, birisi Beled-i San Diego icinde digeri de meshur Silikon Vadisi havalisine. Iki defa is degistirdim. DivX namiyla meshur aziz memleketimizde de cokca bilinen sirkette omrumun iki bucuk senesini gecirdikten sonra tamamiyle kendi rizamla ayrilip TiVo namindaki sirkette ise basladim. Koprunun altindan cok sular gecti, eski camlar bardak oldu, sacima aklar doldu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geldik bugune vardik. Degisen cok sey yaninda degismeyen de pekcok sey var. Yine birden cok yil once ilk yazilarimdan birinde "Fakirin elini atip yarim biraktigi isler coktur. Bakalim bu ne kadar surecek" mealinde bir iki kelimeyi bosa harcamis idik. Simdi kendini tekrar etme pahasina aynisini soyleyecegim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niyet edip basliyoruz. Allah utandirmasin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydi Bismillah...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-6602062569222501895?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/6602062569222501895/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=6602062569222501895' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/6602062569222501895'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/6602062569222501895'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2010/09/merhaba-dunya-2.html' title='Merhaba Dunya - 2'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-9117620364554006756</id><published>2008-03-29T02:39:00.000-07:00</published><updated>2008-03-29T02:40:10.819-07:00</updated><title type='text'>Amerika'da Neler Oluyor?</title><content type='html'>Su siralar sanirim dunyadaki pekcok insanin kafasini kurcalayan bir soru olsa gerek: Amerika'da neler oluyor? Dolar tepetaklak dusuyor, ekonomi goctu gocecek, ekonomik durgunluk (recession) oldugunu herkes kabul ediyor da acaba tumden gocecek mi (depression) diye herkes beklesiyor. Sahi gercekten neler oluyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey Azizan! Simdilerde pek kimse kendisinden bahsetmese de eskiden bir Erbakan Hoca vardi. Hocam, mubarek, dunyayi ikiye ayiriyordu: Adil duzen ve faizci duzen. Sonra da dunyanin basina ne geliyorsa bu faizci duzen yuzunden gelir derdi hep. Simdi olanlara bakinca insanin kendi kendine "Acaba Hoca'nin hakki mi vardi?" diyesi geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim kisaca anladigimi sizinle paylasayim. Daha iyi bilenler varsa onlar hepimizi aydinlatsinlar, hep beraber toplu anlama eylemi gerceklestirelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkiye'de son birakac senedir cok lafi edilen Morgıç Amerikan gavurunda ev almak icin hemen hemen tek yontem. Insanlar biriktirip harcamak aliskanligindan vazgecip, harcayip sonra faiziyle odemek aliskanligini edindikten beri ev fiyatlari almis basini gitmis, tutabilene askolsun. Su fakirin oturdugu ev San Diego vilayetinin ortalama bir semtinde ortalama bir ev. Hediyesi ev fiyatlari tepe noktadayken $600,000 dolarcik idi. Tum sorunlara ragmen hala da 550,000 den asagi etmez herhalde. Simdi bunu okuyanlar fakiri aileden varlikli sanip ic gecirmesinler, biz sadece el kapisinin kiracisiyiz buralarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim gelelim sorunun nereden ciktigina. Simdi insanlar bu kadar parayi denklestirip ev alamayacagina gore, gidip bankalarin kapisini caliyor ve faiziyle borc para istiyor. Bankalar evinin ipotegi karsiligi para dagitiyor insanlara. Borc para verembilmek icin de daha buyuk is yapan bankalardan faiziyle borc para aliyorlar. Mesela diyelim ev alan musteriye %7 faizle para veriyorlar, ama kendileri %6 faizle borc para aliyorlar disaridan. Aradaki %1'lik kisim ortada 100 milyar dolar para dondugunde ciddi bir yekun tutuyor. Bankalara para veren buyuk bankalar parayi baska yatirimcilardan aliyor. Mesela devletlerden yahut da cok buyuk sirketlerin yatirimlarindan. Mesela Cin ya da Rusya devleti gelip oraya %5 faizle para yatiriyor. Yahut da IBM, Microsoft, yahut da Wal-Mart emeklilerin parasini tuttuklari hesabi degerlendirmek icin bu bankalara yatiriyorlar parayi. Onlar da %6 faizle diger bankalara borc veriyorlar. Aradaki fark onlarin payi oluyor. Boylece kucuk ev sahiplerinin parasi birkac asamadan gecip dunyanin her yerinden geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normalde sistem kendine gore iyi calisiyor. Mortgage genel olarak riski dusuk bir yatirim. Daha baska bir deyisle, ev sahibi olan insanlar ev sahibi olmanin dayanilmaz hafifligiyle ay basi geldiginde pasa pasa bankaya gidip borcunu yatiriyor. Normal sartlarda pek borcunu odemeyen cikmiyor. Son yillardaki sorun sistemin geri tepmesiyle alakali.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ev alanlarin borcunu odeyip riskin dusuk oldugunu goren buyuk yatirimcilar ellerindeki cok buyuk miktarladaki parayi degerlendirecek yer bulamadiklarindan dogrudan getirip buyuk bankalara yatiriyorlar. Neticede risk dusuk, alacaklari %5 neredeyse garanti. O buyuk bankalar ellerindeki haddinden fazla parayi kucuk bankalara cok soru sormadan veriyorlar. Ne de olsa gelecek %6 garanti. Kucuk bankalar ellerindeki cok miktardaki parayi cok soru sormadan ev alanlara veriyorlar. Ne de olsa %7 garanti. Ortada para cok ama ev alan sinirli sayida insan var. Dolayisiyla bankalar arasi kredi dagitma yarisi basliyor. Onceden bir ev alacak insandan evin parasinin %20'sini cebinde getirip pesin yatirmasini bekleyen bankalar rekabetten dolayi bu miktari gittikce dusuruyorlar. %10, %5, %3, %2 derken cebinde bes kurus parasi olmayan insanlar yuzbinlerce dolar degerinde evleri satin almaya basliyorlar. Bankalar bu kadar kolay kredi dagittikca ev almayi hayalinde bile goremeyecek adamlar ikiser ucer ev almaya basliyorlar. Rivayete gore Las Vegas'taki kumarhanelerde calisan kotu kadinlarin ucer ebser evleri varmis. Talep arttikca ev fiyatlari hizla artmaya basliyor. Birkac sene once 200,000 etmeyen evler bir anda 600,000 dolara satilmaya baslaniyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fiyatlar arttikca bankalar daha da kolay kredi veriyor. Zira borc alan parayi odemese ne gam, ne keder. Nasil olsa adami evden kovup ayni evi bu sefer daha pahaliya yeniden satabilirler. Parayi geri aldiklari gibi cok kisa surede ikinci defa faiz anlasmasi yapabilirler. Kisacasi bir kisir donguye giriliyor. Fiyatlar artiyor, fiyat arttikca normal sartlarda azalmasi gereken talep anormal sartlar yuzunden gittikce daha da artiyor. Veee....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir noktaya geliyor, fiyatlar artik ulasilmaz seviyeye geliyor. Ortalama bir ev fiyati 600,000 demek Turkiye'den cok ucuk gorunebilir de Amerika'dan bile dudak ucuklatacak bir rakam. Insanlar ev aliyor, aliyor alamaz oluyorlar. Sonra hani ne demisler atalar "Borc yiyen kesesinden yer". Her kemalin bir zevali oldugu gibi her borcun bir geri odemesi var elbet. Hani biraz once normal sartlarda ev almayi ruyasinda goremeyecek adamlar ev aldilar demistik ya. Iste o adamlar borcunu odeyemiyor. Banka evlerine el koyuyor, veee... Ev satilmiyor tabii. Iki odali 90 metrekare bir apartman dairesine 400,000 dolar vermenin garipligi ortaya cikiyor. Bankalar sikintiya giriyor. %7 geri gelmiyor. Zora giren bankalar duruyorlar, duruyorlar, duramiyorlar. Iflas bayragini cekiyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankalara kim para vermisti? %6'cilar. Hmm, galiba onlarin da parasi geri gelmiyor. Bekliyorlar, bekliyorlar, bakiyorlar, gelen giden yok. Isler kesat, onlar da iflas bayragini cekiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buyuk bankalara kim para vermisti? %5'ciler. Onlar kimdi, buyuk sirketlerin emeklilik fonlari, cok buyuk yatirimcilar, hatta devletler. Iflas etmeseler de onlar da zor gunler gecirmeye basliyorlar. Bunalim oluyor, sikinti oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Peki ama, ey garip adam, neden dunya etkileniyor bundan?" dediginizi duyar gibi oluyorum. Efendim, dedik ya faizci duzen globallesen dunyada sinir minir tanimiyor. Turkiye'ye sicak apar girdi, soguk para cikti, mesrubat icti kacti hikayeleri hergun gazetelerde cikiyor zaten. Turkiye'ye bir gunde giren cikan para elbet baska memleketlere de isik hizina yakin hizda girip cikiyor. Amerika'ya yatirimlar ben deyim Avrupa'dan, siz deyin Cin'den, Macin'den geliyor. Dahasi ayni duzen Ingiltere'de, Kanada'da, hatta Avrupa'da da aynen isliyor. Insanlarin morgic morgic diye gozlerinde buyuttukleri duzen yillar yili "medeniyyet denilen tek disi kalmis canavar"in son dokulen dislerinden. Amerika'da olan belki daha kucuk boyutta da olsa her yerde yasaniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Peki ama tum ekonomi neden gocuyor?" derseniz onun da cevabi var elbet. Efendim, dedik ya para aslinda cok farkli yerleden geliyor morgic duzenine. Buyuk sirketlerin yatirimlarindan tutun da nereye el atsaniz para morgic icin giriyor olabilir. Bu bir. Ikincisi bu ev sahipleri gokten zembille inmis insanlar degil elbet. Onlar da toplum icinde yasayan insanlar, onlar da ev bark, coluk cocuk sahibi vatandaslar. Komsulari, arkadaslari, analari, babalari daha bilmem neleri var. Bir kere bu morgic hadisesinden dogrudan etkilenen insanlar zaten milyonlarca fert. Dusunun bir kere, borcunuzu odeyemediniz diye banka gelse sizi evden atip evinize el koysa kendinizi yeni araba, buz dolabi, camasir makinesi, bilgisayar alacak modda hisseder misiniz? Peki ya tatile cikip para harcar misiniz? Cocugunuzu ozel okula goderir misiniz? Yemek yerken pirzola mi bulgur pilavimi once akliniza gelir? Hmm, ben de oyle dusunmustum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahasi, oglunuz, kiziniz, arkadasiniz, akrabaniz, komsunuz ayni anda bu durumlara duserken sizin icinizden alisveris yapmak gelir mi? Allah sizi inandirsin, ferdiyetciligin doruk noktasi Amerika'da bile insanlarin icinden gelmiyor. Peki ama sonuc ne oluyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim, camasir makinesi satilmayinca camasir makinesi fabrikasi isci cikariyor. O isciler issiz kalinca araba alamiyorlar haliyle. Araba satilmayinca lastik fabrikasi yeni yaptirmak istedigi fabirka duvarini bir sene erteliyor. Duvar utasi issiz kalinca aksam pizza yemek yerine iki yumurta kiriyor. Isleri azalan pizzaci oglunu okula arabayla birakmak yerine otobusle gonderiyor. Benzinlikte calisan, daha dogrusu calisamayan Hintli cocuk yemegine daha az kori tozu koymaya basliyor. Ve boyle zincirleme bir reaksiyon gidiyor, sonunda ekonomi zora dusuyor. Tek sorun insanlarin kafasina bir belirsizlik, bir guvensizlik, bir bunalim olmasi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar neden oldu demistik? Ha, Erbakan Hoca'ya hakvermistik galiba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ama aslinda gercekten enden oldu bunlar? Insanlar bu kadar mi basiretsizdi? Bu kadar mi ortada olan sorunu goremediler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Iste o noktada insanin aklina baska birsey geliyor: "Alma mazlumun ahini, cikar aheste aheste"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-9117620364554006756?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/9117620364554006756/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=9117620364554006756' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/9117620364554006756'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/9117620364554006756'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2008/03/amerikada-neler-oluyor.html' title='Amerika&apos;da Neler Oluyor?'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-6756562824604432747</id><published>2008-03-14T17:54:00.000-07:00</published><updated>2008-03-14T17:55:00.932-07:00</updated><title type='text'>Yenilenebilir Enerji Kaynaklari</title><content type='html'>Dunyada petrol ve diger enerji kaynaklari hizla tukeniyor. Aslina bakarsaniz petrol, dogal gaz, komur ve benzeri fosil yakitlar Allah'in bize bir defaya mahsus verdigi buyuk nimetler. Yuzlerce milyon yildir yerin derinliklerinde duran petrolu insanoglu acgozluluguyle cekip cikardi ve savurganca israf etti. Amerika'ya bir kez gelen bir insan ne demek istedigimi daha iyi anlar herhalde. 300 milyonluk ulkede 200 milyondan fazla araba var. yani yetiskin herkesin arabasi var bu ulkede. Daha kotusu herkes her gun daha buyugune heves ediyor. Sanki marifet gibi kocaman SUV'lere binip tek kisi dunyanin benzinini israf ediyor. Isin en kotu tarafi da dunyanin geri kalan kismindaki herkes de filmlerde gordukleri bu hayat tarzina ozeniyorlar. Sonuc: tukenmek uzere olan petrol kaynaklari ve surekli artan tuketim ve talep.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enerji elbette sadece arabalarda tuketilmiyor. Enerji santrallerinden sanayiye pekcok yerde petrol cokca tuketiliyor. Kimya sanayiinde hammadde olarak kullaniliyor mesela. Kullandigimiz plastikten ilaclara kadar hersey petrolden yapiliyor. Duzgun kullanimasi halinde yuzlerce, hatta binlerce yil yetecek kadar petrol vardi dunyada. Ama biz acgozlu insanlar onu 150 senede tuketmeyi basardik. Ustelik de cevre kirliliginden nesli tuknen hayvanlara, global isinmadan kulturel yozlasmaya pekcok kotu sonucuyla birlikte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bati dunyasi artik kendilerine bir cikis yolu ariyorlar. Basta Avrupa olmak uzere pekcok ulke alternatif enerji kaynaklarina yoneliyor. Alternatifler de daha cok yenilenebilir enerji kaynaklari olmasina calisiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En yaygin insa edilen yenilenebilir enerji santralleri ruzgar enerjisiyle calisanlar. Bu kadar yaygin olmasinin sebebi oldukca basit ve zaten iyice oturmus bir elektrik teknolojisiyle ucuza cok miktarda enerji elde edilebilmesi. Ruzgar yerden yukari ciktikca daha kuvvetli esiyor. Onun bir bir direk dikiliyor ve tepesine 2 MW'a kadar gucte bir motor ve bir pervane takiliyor. Iste size bir elektrik santrali. Kotu haber, ruzgar cani ne zaman isterse o zaman esiyor. Kontrolu mumkun degil. Yil icerisinde baharda, gun icerisinde gece daha cok esiyor. Esmezse elektrik yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diger enerji kaynagi gunes enerjisi. Temel olarak iki turlu teknoloji var. Birincisi gunes isinlarini bir yerde yogunlastirip isisini topluyor ve bu isiyi sonra su ya da yag gibi bir akiskani isitip buharlastirarak buhar gucuyle elektrik uretiyor. Ikinci teknoloji Fotovoltaik gunes panelleri. Burada silikondan yapilan ozel devrelerle gunes enerjisi dogrudan elektrige cevriliyor. Bu ikinci tur teknoloji birinciye gore daha pahali, ama daha verimli calisiyor. Gunes enerjisinin kotu tarafi sadece gunduz kullanilabilmesi. Hava karardiysa, ya da mevsim kissa, yahut da gunesin yuzunu cok gostermedigi bir yerdeyseniz, gunes enerjisi kullanamiyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dalga enerjisi kullanarak elektrik ureten santraller de var. Bunlar denizdeki dalgalarin getirdigi suyu toplyarak ya da denizdeki akintilardan faydalanarak enerji uretiyorlar. Ama dalgalar da ruzgar ve gunes enerjisi gibi sadece belli zamanlarda kullanilabiliyor. Surekli bir enerji saglamak mumkun degil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkiye'de cok kullanilamasa da gel-git enerjisinden faydalanarak enerji uretenler de var. Buradaki temel mantik sular yukseldiginde suyun onune set cekip kapatiyorsunuz. Sonra sular cekilince havuda biriken bu suyu yavas yavas salarak enerji elde ediyorsunuz. Kontrolu daha kolay ama cok buyuk bir alanda buyuk yatirim gerektiren bir proje bu. Ustelik de dunyanin her yerinde gel-gitler ayni sekilde kendini gostermiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baska bir cok teknolojiler yaninda bir de jeotermal kaynaklar var. Bu da kisaca yerlatindaki cok sicak sulari yuzeye cikarip buhar gucuyle elektrik uretme esasina gore calisiyor. Turkiye sicak yeralti sulari acisindan oldukca zengin bir memleket. Dunyanin toplam bilinen sicak su kaynaklarinin %8'i Turkiye'de. Ege bolgesinde bu kaynaklar daha fazla ve birkac tane de halen calisan jeotermal santral var. Denizli Kizilkaya'daki santral yerden cikan 250 derecelik buhar gucuyle calisiyor. Suyun o kadar sicak olmadigi yerlerde ise isitma amaciyla kullanilabiliyor. Edremit'ten Yerkoy'e bircok il ve ilcede sicak yeralti sulari isitma amaciyla kullaniliyor. Eger  bilinen kaynaklar su anki ekonomik degerlere gore degerlendirilirse, Turkiye'nin elektrik ihtiyacinin %5'ini ve isinma ihtiyacinin %30'unu karsilayabilecek seviyede. Yeni kaynkalar arastirilir ve bulunursa bu miktar daha da artabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jeotermal kaynaklarin en onemli ozelligi surekli ayni seviyede enerji uretebilmesi. Bir baska deyisle yerden cikan su yaz kis, gece gunduz ayni miktarda ve ayni sicaklikta cikabiliyor. Ustelik hicbir yakit vs gerektirmediginden isletme maliyetleri son derece dusuk. Diger enerji kaynaklarina gore son derece buyuk bir avantaj. Surekliligin saglanmasi icin yerden cekilen suyun acilan kuyular vasitasiyla yeniden yeraltina enjekte edilmesi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eger Turkiye sahip oldugu jeotermal kaynaklari degerlendirirse elde edilen enerji iki tane Mavi Akim projesinin getirdigi gaza esdeger. Hem de ciddi hicbir isletme maliyeti olmadan, yakit parasi odemeden. Jeotermal kaynaklarimizi degerlendirme zamani artik.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-6756562824604432747?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/6756562824604432747/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=6756562824604432747' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/6756562824604432747'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/6756562824604432747'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2008/03/yenilenebilir-enerji-kaynaklari.html' title='Yenilenebilir Enerji Kaynaklari'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-6068000535479030093</id><published>2008-03-09T03:38:00.001-07:00</published><updated>2008-03-09T03:40:18.235-07:00</updated><title type='text'>Turkiye Nasil Bir Markadir?</title><content type='html'>Son zamanlarda cokca duydugumuz laftir: Dunya kuculdu, global koy oldu. Peki ama bu nasil birseydir? Bunun dunyada yasayan bizler ve ozelde de Turkiye ahalisi uzerinde etkileri nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her sirketin hedefledigi belirli bir pazari vardir. Kendi pazarinda satilmak uzere urunler ve hizmetler gelistirir. Kendi pazarinin disina cikmaz. Mesela Mercedes bir araba markasidir. Mercedes sirketi araba isinden anlar ve o isi iyi yapar. Normal sartlarda piyasada Mercedes marka bilgisayar ya da ekmek yahut havayolu sirketi goremezsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Globallesen dunyada devletlerin de markalari ve piyasaya sunduklari belirli urunler vardir. Her ulke belli bir marka sahibidir aslinda. Mesela yuksek teknoloji deyince akla Amerika gelir. Herkesin kullandigi bilgisayar programlari Amerika'dan dagitilir dunyaya. Microsoft, Google, Oracle hep Amerikan sirketleridir. Amerikalilar baska alanda da iyidir. Ama teknoloji Amerikalilardan sorulur. Ayni sekilde hassas muhendislik isleri Almanlardan sorulur. En ince isleri yapan aletleri, makineleri Almanlar ve biraz da Italyanlar yapar. Is makineleri normal sartlarda Brezilya'dan gelmez mesela. Ama dunyanin en egzotik, en balta girmemis ormanlarini barindiran, en ilkel kabilelerin yasadigi yer enresidir desek, Afrika yaninda pekcogumuz Amazon ormanlari diyecektir. O Brezilya'dadir mesela. YA da cogumuz oyle dusunuruz. Halbuki en az onun kadar egzotik, balta girmemis ormanlari ve kimseyle muhatap olmayan yerli kabileleri olan baska bir ulke Endonezyadir. Ama endonezyanin markasi o degildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pekdok ulkenin belirli bir marka politikasi vardir. Devlet politikasi oalrak bunu benimserler ve korurlar. Japonlar sozgelimi elektronikte cok iyidirler. Bunu korumak icin Japon sirketleri urunlerini once ic piyasaya sunarlar. ORada iyice gelistirip olgunlastirdiktan sonra dunyaya satmaya baslarlar. O yuzden gazetelerde gordugumuz pekcok teknolojik urun Japonyada cikar ama dunyaya yayilmasi birkac sene surer. Cunku dunyaya satilan bir Japon elektronik urunun kotu olmasi Japon markasina zarar vereceginden hazirlanmak zorundadirlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cin uretimde cok iyidir. Dunyanin hangi gelsimis ulkesine giderseniz gidin urunlerin pekcogu Cin menselidir. Bilgisayardan ampule, mobilyadan araba yedek parcasina pekcok urun orada yapilir. Markalari, modelleri, teknolojileri o kadar onemli degildir. Ama Turkiye'de bile elinize alacaginiz en basit urunler dahi Cinli bir iscinin elinden gecmistir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hindistan ote yandan yazilim sektorune oynamaktadir. Tum buyuk yazilim sirketlerinin Hindistan'da ofisleri vardir. Ofisi olmayanlar orada bir sirketle anlasip programlarini orada yazdirirlar. 1960'larda baslayan hazirliklarin neticesidir bu ve su ana kadar da son derece basarili gitmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa'da tatile gidecekseniz gidilecek yer bellidir: Paris degilse Yunan adalaridir gidilecek yer. Isvicre'de tatile gitme hayalleri kurulur ama belki onun kadar guzel Munih'e gitme hayalleri kimse kurmaz. Ote yandan dunyanin alternatif enerji kaynaklari uzerine arastirmalar ve uygulamalar gelistiren merkezi Munihtir. Devlet politikasi oalrak Almanlar bunu yillar once benimsemistir. Onumzudeki yillarda bunu daha cok duymaya baslayacagiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ama Turkiye'nin markasi nedir? Turkiye kendini dunyaya nasil sunuyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkiye'nin de devlet oalrak, ulke olarak bir marka politikasi olmak zorundadir. Hatta bolgelerin, sehirlerin de birer marka politikasi olmalidir. Kendi imkanlari dahilinde bir marka politikasi belirleyip bir anda hersey olmaya calismadan oraya yogunlasmali ve sabirla bunu gelistirmeye calismalidir. Bir tane olmasi da sart degil. Birkac tane buyuk plan, cokca da kucuk planlar olabilir. Ama plan olmak zorundadir. Kismen uygulanan planlar mevcut aslinda. Mesela turizm oldukca onem verilen bir alan ve kotu de degil. Ama bunun yaninda baska planlar da olmalidir. 70 milyonluk bir ulkeye ancak bu yakisir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela Turkiye'de cok kucumsense de tarim Turkiye icin ciddi bir potansiyel hala. Dunya'da, ya da hic degilse Avrupa'da "Meyve alinacaksa Turkiye'den alinir" ya da "Dunyada en iyi bal Turkiye'den cikar" gibi bir marka neden gelistirilmesin? Tabii bunu babadan kalma usullerle degil de bilim ve fen isiginda muasir medeniyet seviyesinde yapmak lazim. Teknoloji'nin imkanlarini kullanarak ve dahasi arastirmalarini kendimiz yaparak. Amerika'da yapilan yayinlari kopyalayip adina tez diyerek degil de hakikaten arastirmalar yapip kendi topragimizi, cicegimizi iyi taniyarak. Kimseye muhtac olmadan, kimseye karsi asagilik kompleksine girmeden. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela Turkiye bir ulasim merkezi olabilir pekala. Hailhazirda zaten varolan bu durum daha da gelsitirilebilir. "Orta dogudan, Orta Asya'dan Avrupa'ya giden mal bizden gecer" diye bir politika ve buna bagli bir marka olusturulabilir. Bunun icin altyapi hazirlanir, limanlar, hava alanlari, otoyollar, demiryollari yapilir. Sektore hizmet verecek altyapi hazirlanir. Buyuk bir sektor olur. Uc gunlu politikalarla degil de 20-30 yillik planlarla yapilirsa ancak basariya ulasilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela Turkiye bir kongre merkezi olabilir. "Dunyada hangi kongre yapilacaksa Istanbul'da yapilir" gibi bir marka olusturlabilir pekala. Gerekli salonlar, oteller, ulasim imkanlari planlanir ve 10 senede Istanbul dunyanin kongre merkezi olabilir kolaylikla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela "Dunya'da en ucuz ve en kaliteli saglik hizmeti Turkiye'de verilir" diye bir politika gelistirlebilir. Kimse begnmese de Amerika'da yasayan herhangi bir kisi size Turkiye'deki saglik hizmetlerinin cennetten cikma oldugunu soyleyebilir. Turk doktorlarin dunyanin hic bir yerindekilerden daha asagi olmadigini soyler size. Paranla rezil olmanin nasil oldugunu ancak buralarda yasayanlar bilir. Yari fiyatina 5 kat kalitede hizmet veren hastaneler kurulabilir pekala Istanbul'da, Ankara'da, Kayseri'de. Diyarbakir'da. Orta Dogu'nun, Avrupa'nin zenginleri icin cok kaliteli hizmetler verip Turkiye'yi dunyanin saglik cenneti haline getirebilir pekala.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela "Dunyanin kaplica merkezi Turkiye" gibi bir marka olusturulabilir pekala. Dunyanin cok az yerinde var olan kaplica imkanlari Turkiye'de var. Bunu hem ic piyasa hem dis piyasa icin degerlendirmek cok da kolay aslinda. Yeter ki boyle bir politika gelsitirilsin ve calisilsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahi Turkiye'nin dunyadaki markasi nasil bir marka bugun?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-6068000535479030093?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/6068000535479030093/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=6068000535479030093' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/6068000535479030093'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/6068000535479030093'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2008/03/turkiye-nasil-bir-markadir.html' title='Turkiye Nasil Bir Markadir?'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-8998028509862745197</id><published>2008-03-07T01:21:00.000-08:00</published><updated>2008-03-07T01:34:37.678-08:00</updated><title type='text'>Turkcede Organ Isimleri ve Kelimelerin Kokleri</title><content type='html'>Coktandir fakirin kafasini kurcalayan bir mesele var. Turkcedeki organ isimleri hep biriyle alakali. En azindan kafiyeli. Acaba neden ola diye merak edip dururum nice zamandir. Ustelik bu fakir Ankara'da dogmus buyudugu, Turkce'nin "koylu lehcesi" diye kucumsene kucumsene unutulmaya yuz tutan guzel ayrintilarini hicbir zaman ogrenmedigi halde bu durum dikkatini cekiyor. Acaba Anadolu'nun degisik yorelerinde koylerde kullanilan organ isimleri ne kadar fakiyelidir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El, kol, dil, bel&lt;br /&gt;Ayak, bacak, kulak, kucak, dudak, yanak, parmak, tirnak, dirsek, böbrek, yürek, bıyık, topuk (burada sanki -ak/-ek/-uk seklinde bir ek var gibi duruyor)&lt;br /&gt;Baş, kaş, diş, döş&lt;br /&gt;Alın, burun, karın, beyin, (acaba "yalin ayak"taki yalinin bununla alakasi var midir?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de hayatin en temel ihtiyaclarini gosteren kelimelerin en basit sekilde soylenen kelimeler oldugunu dusunmusumdur hep. Gozunuzun onune Orta Asya bozkirlarinda gocebe yasayan bir toplum getirin ve su kelimeleri dusunun:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;at, ot, et, od, it, ad, su, tas, taş, aş, yel, kar, yurt, koy(un), mal, döl, ol/ul(oğul), kız, dağ, gök, yer, bit, ak, al, gök (mavi ya da yeşil renk, gök rengi manasına), şiş, bez, yün, çöp vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bozkırda gocebe olarak yasayan insanlarin hayatinda var olacagini dusundugunuz diger kavramlari dusunurseniz yine cogunlukla kisa ve kolay soylenen kelimelerle karsilasacaksiniz. Eger bir kelime 3 ya da daha fazla heceliyse buyuk ihtimalle yerlesik hayata gectikten sonraki doneme ait olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahi aramizda bizi aydinlatabilecek bir etimolog var miydi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-8998028509862745197?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/8998028509862745197/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=8998028509862745197' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/8998028509862745197'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/8998028509862745197'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2008/03/turkcede-organ-isimleri-ve-kelimelerin.html' title='Turkcede Organ Isimleri ve Kelimelerin Kokleri'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-6650641598566746727</id><published>2008-01-20T23:14:00.000-08:00</published><updated>2008-01-21T14:58:39.583-08:00</updated><title type='text'>Silikon Vadisine Bir Seyahat</title><content type='html'>Gecen hafta kismette varmis Silikon Vadisi taraflarina dogru bir kesif gezisine ciktik. Bir grup ogrenci arkadasla beraber bir haftalik bir gezi cercevesinde bazi sirketleri gezip diger bazi sirketlerden mudurlerle de kahve icip muhabbet ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ilk gun varir varmaz emailime baktigimda Microsoft'tan gorusecegimiz kisinin mail atip gorusmeyi ertelemek istedigini gordum. Hemen hadiseye el atip adamlarla ayni gun icinde bir gorusme ayarladik ve gidip kapiya dayandik. Microsoft aslinda Seattle Havalisinde bir sirket. Asil merkez Redmond. Ama Mountain View'da da AR-GE birimlerini de icered birkac bin kisilik bir kampusleri var. Bizim gorustugumuz kisiler Televizyon birimindendi. Aldigimiz ipuclari Microsoft IPTV isine ciddi asiliyor ve onumuzdeki zaman diliminde daha cok cuyacagiz Microsoft IPTV urunlerini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi sabah YouTube'den bir elemanla gorustuk. Unvani "Product Manager" (Urun Muduru) ama baksaniz benden genc bir Hintli oglancik. YouTube daha YouTube olmadan ve dahi Google hadiseye el atmadan ocne YouTube'de ise baslamis muhendis oalrak. "Ilk zamanlar 15-20 tane muhendistik. Isteyen cani ne istiyorsa onu ekliyordu YouTube'a" diyor arkadas. Sonradan isler buyudukce birilerinin biraz daha one cikip ne yapilacagina karar vermesi, digerlerine liderlik etmesi gerekmis. Buna da muhendislerin basina gecip onlari idare etmek dusmus. Google YouTube aldiktan sonra da product manager olmus. "Onumzudeki gunlerde cep telefonlarinda YouTube'u daha cok goreceksiniz. Gozunuzu acik tutun" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oradan cikip Adobe'ye gittik. Adobe tam vadide degil aslinda. San Francisco'da. Yagmurlu bir gunde park yeri aramak pek de keyifli bir is degildi. Ama gorusme oldukca verimli gecti. Iki kisiyle gorustuk. Ikisi de oldukca cana yakin sevecen insanlardi. Sirkletleri hakkinda bize epey aydinlatici bilgiler verdiler. Bu grup aslidna Flash'i gelistiren Macromedia grubuymus. Adobe sirketi satin alinca onlar da Adobe calisanlari olmuslar. Anlatilanlara gore Adobe kulturu takim calismasina dayanan bir yardimlasma kulturu. Kimsenin baskalarini yipratmasi pahasina sivrilmesine izin verilmiyormus. Urunler de yine mobil cihazlarda yogunlasiyor. Adobe yeni bir platform gelistirmekle ugrasiyor bugunlerde. Cep telefonu sirketleri icin video da dahil verileri telefonalra ulastiracak bir platform gelistirmeye calisiyorlar. Urun de sirket de fakirin hosuna gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oradan Salesforce.com'a gittik. Gregg abimiz oldukca samimi davrandi bize. Tum sorularimizi ictenlikle cevapladi. Sirket hakkinda epey bilgi verdi. Salesforce.com sirketlerin satis elemanlari icin yazilim gelistiren bir sirket. San Francisco'da 1 Market Street'de ofisleri. Sehrin tam gobeginde, korfezin kenarinda yani. Zengin bir sirket olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gun Apple vardi sirada. Apple Cupertino merkezli bir sirket. Bekledigimin aksine binalari disaridan hic de "Biz Apple Binasiyiz" diye bagirmiyordu. Ne buyuk tabelalar var ne de isikli parlak yazilar. Bina yolun kenarinda olmasina ragmen yolumu sasirdim deyim de varin siz hesabedin. Apple kulturu bana pek uymadi. Ozellikle iPod ve simdi de iPhone ile bir bilgisayar sirketi olmaktan cok bir elektronik sirketi olmaya dogru daha cok yol aliyor Apple. Adlarini da degistirdiler bir sure once. Artik "Apple Computers" degil sadece "Apple Inc". Yabanci ulkeden gelen eleman almamalari bir yana kulturleri de muzikle icli disli, partilerde boy gosteren, hayatini yasama derdinde, tabirimi mazur gorun "firlama" pazarlama elemanlarina hitap ediyor. Sirket acisindan iyi olabilir bu tabii. Sonucta sattiklari urun temelde muzik dinlemeye yarayan bir alet. Lakin fakiri pek acmadi ortam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Intel'e gittik. Ev sahibimiz olan abimiz de cok iyi davrandi bize. Intel "mikro islemci" kavramini ilk ortaya cikaran ve bunu bir urun haline getiren ilk sirket. 1970'lerde bilgisayar hafiza cipi yaparak gelisen ama sonra Japonlarin bu piyasaya hakim olmasiyla 1985'den itibaren islemci piyasasina giren bir sirket. Intel'de oturmus bir piyasaya hakim, gelismis, buyuk ama yenilik yapamayan bir sirketin sancilarini gorduk. Bugun hayat iyi ama peki yarin? Intel ozellikle buyuk sirketler icin sunucu (server) pazarina ve kucuk tuketici elektronigi ciplerine yoneliyor. Yarin ne olacagini hep birlikte gorecegiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IBM de benzer problemler yasayan bir sirket. 300,000 den fazla elemani olan dev bir sirket. Kendini yeniden kesfetme ve tanimlama sikintisi ceken bir sirket. Birkac yil once laptop birimlerini Cinli Lenovo sirketien sattilar. Su anda bir bilgisayar sirketi olmaktan cok bir hizmet sirketi olmaya calisiyorlar. Yazilimi ve bilgi depolamayi da servis oalrak sunacak sistemler uzerinde calisiyorlar. Bir iki yil once Price Waterhouse adli isletme danismanlik sirketini de satin almislardi. Onumzudeki 5-10 yil icinde IBM nasil b sirket olacak hep irlitke gorecegiz. ORadaki gozlemim IBM buyuk bir devlet sirketi gibi. HEr ne kadar gittigimiz birim ARGE birimi olsa da sirketin eskiligi, kulturunun farkliligi, calisanlarin yas ortalamasi hemen dikkat cekiyor. Ise eleman alirken de oncelikle sirket icinden eleman aldiklarini, eger bulunamazsa o zaman disari acildiklarini, 300,000 kisilik bir sirkette bunun cogu zaman gerekmedigini, ise yabanci eleman pek almadiklarini ve girebilmenin en iyi yolunun stajyer oalrak girip oradan kaliciliga gecmek oldugunu acikca soylediler zaten. Eh, demek IBM'de bize pek ekmek var gibi gorunmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cisco Internetin %70'ini kuran sirket. Son kullanicilar pek farketmese de internete her baglandilarinda Cisco urunlerini kullaniyorlar zaten. Lakin temel sorun bu pazar buyuk oranda doyuma ulasmis durumda. Ya internet altyapisi ciddi bir gelisme gosterecek. Ya da Cisco kendine baska is arayacak. Onlar ikisini de yapmaya calisiyorlar. IPTV bu islerden birisi. Internet uzerinden video aktarimini populer hale getirmeye calisiyorlar ki herkes video aktarmaya baslarsa gerekli baglanti hizleri yeni yatirimlar yapmayi gerekli kilsin ve Cisco para kazanmaya devam etsin. IPTV, goruntulu telefon, internet televizyonu gibi urunler yaninda Telepresence diye bir urunleri var. Iki farkli yerdeki kisilerin ya da kucuk gruplarin sanki ayni masa etrafinda gibi gorusme yapmasini saglayan ilginc bir sistem. Meraklisina hararetle tavsiye edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eBay malumalniz interntten acik artirma usulu satis yapmaya imkan veren bir site. Gecen sene bizim memlekette de "GittiGidiyor.com" u satin aldilar kurucularindan. Bizim gorustugumuz hanimefendi eBay Giving bolumunde calisiyordu. Kisaca kar amaci gutmeyen kuruluslara ebay satislari vasitasiyla yardim etmeye calisiyorlar. Kuruluslar kendileri ebayde faaliyet gosterebildikleri gibi diger saticilar da ebay'de elde ettikleri gelirlerinin bir kismini baska bir kurulusa bagislayabiliyorlar. Eger saticilar bunu yaparlarsa satislari artiyor, cunku alicilar yardimda bulunan saticilari tercih ediyorlar. Herkes icin karli bir durum yani. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oracle veritabani ile es anlamli bir kelime. Sirketin yeri San Francisco'ya yakin San Mateo denilen muhitte. Cok katli binalardan olusan icinde bir kocaman golu de olan dev bir kampusleri var. Oracle da Intel gibi cok basarili bir urunle piyasaya cikan ve tum zenginligine ragmen artik doyuma ulasan piyasada kendini yeniden kesfetme cabasi veren bir sirket. Artik veritabani oturmus bir teknoloji ve MySQL basta olmak uzere pekcok ucretsiz ve son derece basarili urunle rekabet etmek zorunda. Onlar da bu rekabete devam ederken bir yandan da veri depolama, ya da is sistemleri yonetimi gibi yeni ve ilgili alanlara giris yapiyorlar. Artik Oracle SAP'nin rakibi olarak piyasada. Sirket kulturu oldukca rekabete dayali bir kultur. Yukselmek icin birilerini ezmek gerektigini sirket icindekiler de gizlemiyorlar. Her ne kadar fakirin veritabani konusunda diplomasi varsa da bu sirket ilgisini cekmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Symantec virus tarama programlariyla piyasaya cikan bir sirket. O piyasada buyuk basari gosterip yeni arayislara girince bir yandan sirketlerin bilgi guvenligi uzerinde yogunlsmislar, bir yandan da veri depolama konusunda atilimlar yapiyorlar. Bu piyasada henuz yeniler ama iddialari buyuk. Son derece basarili, ozguven sahibi elemanlari var. Bakalim nasil basaracaklar burada tutunmayi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sun Microsystems server piyasasinin eski sakinlerinden. Hala da gelirlerinin ciddi bir kismi biuradan geliyor. Ama malum artik o piyasa pek buyumuyor. Hele Sun icin. Onlar da son yillarda "open source" urunlere yoneliyorlar. Java basta olmak uzere ucretsiz dagitilan urunler piyasaya surup onlarin yan hizmetlerinden ve egitimlerinden para kazanmayi hedefliyorlar. Gectigimiz gunlerde MySQl'i de yanlis hatirlamiyorsan 1 Milyar dolara satin aldilar. Gidisat iyi yonde. Bir de Sun hakkinda ogrendigimiz ilginc bir bilgi herkesin evden calistigi yonunde. Pekcok insan sirkete ayda bir ya da iki ayda bir ugrayip soyle bir gorunuyormus. Idareciler bile sirketteki odalarini biraktiklarinda ger alabilmek icin genel mudur seviyesinde imza almalari gerekiyormus. Sirket bunu tesvik ediyor. San FRancisco'ya yakin sirkette San Diego'da evinden calisan oldugunu biliyordum da (Arasi herhalde 700-800 km vardir) Alaska'ya tasinanlar oldugunu, hata Kanada'da Alberta'nin daglarina yerlesenler oldugunu hic duymamistim. Ama neticede calisabilmek icin gereken uc sey bir bilgisayar, yeterince hizli bir internet baglantisi ve de evden calisabilme azmi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kisacasi Silikon Vadisinde guzel bir hafta gecirdik. En cok goze carpan yeni teknolojiler mobile cihazlar icin gelistirilen yeni teknolojiler, buyuk sirketlerin veri depolamasi icin geslitirilen yeni teknolojiler, IPTV ve diger video tabanli teknolojiler ve bir de tek paketlik urunden ziyade platform tabanli surekli hizmet gerektiren urun kavrami. Yakinda bu kavramlar Turkiye'de de kendini hiseettirmeye baslar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-6650641598566746727?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/6650641598566746727/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=6650641598566746727' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/6650641598566746727'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/6650641598566746727'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2008/01/silikon-vadisine-bir-seyahat.html' title='Silikon Vadisine Bir Seyahat'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-5980841160711169144</id><published>2007-12-31T01:44:00.000-08:00</published><updated>2007-12-31T01:45:04.237-08:00</updated><title type='text'>IPTV Ne Demek?</title><content type='html'>IPTV kisaca IP aglari uzerinden televizyon yayini demek. Daha az teknik olarak soylememi isteyenlere ben genelde %100 dogru olmasa da "Internet uzerinden televizyon yayini demek ve televizyonu telefon girisine takyorsun" diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IPTV aslinda telekom sirketlerinin kablo sirketleri karsisinda rekabet gucu kazanabilmek icin icadettikleri bir teknoloji. Soyle ki, bir sure oncesine kadar pekcok ulkede kablo TV ve telefon sirketleri regule ediliyordu. Yani devlet her sirkete belli bir alanda faaliyet gosterme yetkisi veriyor, o alanda kanunlar vs vasitasiyla rakipsiz olmasini sagliyor ve baska alanlara da girmesini engelliyordu. Kablo TV sirketleri telefon hizmeti sunmadiklari gibi telefon sirketleri de sadece telefon sirketi oalrak kalmak zorundaydilar. Artik bu durum degisti. Cogu ulkede regulasyonlar kalkti. Herkes herkesin isine burnunu sokmaya basladi. Telefon sirketleri internet hizmeti sunmaya basladilar, kablo TV sirketleri de hem internet hem telefon.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hal boyle olunca kablo sirketleri uc hizmeti birden sunmaya baslamis oldular: (triple play) TV, internet, Telefon. Telekom sirketleri sadece telefon ve internet sunduklari zaman rekabet gucleri azaldi. IPTV bu rekabeti dengeleme cabasi iste.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslinda IPTV pekcok yeniligi de beraberinde getiren bir teknoloji. Klasik kablo TV'de televizyon yayini kablo uzerinden tum aga ayni anda yapiliyor. Yani aslidna tum kanallar binanizin icine kadar geliyor ve orada takilan bir filtre ile sizin hangi kanallari seyredebileceginiz ya da hizmeti alip almayacaginiz belli oluyor. Sirketin kontrolu sinirli. Kim neyi ne zaman seyrediyor, kim hangi reklami goruyor vs bilemiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IPTV ise IP agi uzerinden calistigindan kisiye ozel yayin oluyor. Bir nevi YouTube gibi. Sunucu kimin neyi seyretmek istedigini biliyor, yayni ona gore gonderiyor. Herkes yalnizca izlemek istedigi yayini aliyor. Aglarin verimi artiyor. Teorik olarak sonsuz sayida kanal hizmete sunulabiliyor. Mesela kabloda sadece cok kisi tarafindan seyredilen belli absli buyuk kanallar yayin yapabilirken IPTV'de Erzurum'daki bir ilce kanalinin Istanbula yayin yapmasi mumkun oluyor. Hem kanalin sahibi olan sirket hem de yayini ulastiran telekom sirketi bu isten karli cikiyor. Reklamcilar reklamlarini hangi saniyede hangi kullanicinin (Sadece kac kisinin degil Ahmetin ya da Mehmetin) izledigini biliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkiye henuz bu konuya hazir degil ama Avrupa coktan bu teknolojiyi kullanmaya basladi. Fransa bu iste basi cekiyor. France Telecom ve Free birer milyon aboneyle basi cekiyorlar. Neuf Cetegel 600,000 aboneyle onlari takip ediyor. Diger kucuk oyuncularla birlikte yaklasik 3 milyon abone var. Ispanya (Telefonica, Jazztel) ve Italya (Fastweb, Tiscali, Telecom Italia) yaklasik yarim milyon aboneyle onu takip ediyorlar. Belcika (Belgacom) ve Isvec (TeliaSonera) 300 bin aboneye sahipler. Avrupanin iki buyuk ulkesi Ingiltere ve Almanya bu yarsita gerideler. Ingiltere'de guclu bir uydu ve kablo yayini var ve IPTV son kullanici icin henuz ciddi bir yenilik getirmiyor. Almanya da ayni sorunlarla karsi karsiya. Dogu Avrupa ulkeleri bile ciddi abone sayilarina ulasmaya basladilar. Mesela Telefonica istiraki olan O2 Cek Cumhuriyetinde 60,000'den fazla aboneye ulasti gectigimiz aylarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkiye de dahil tum ulkelerdeki televizyon yayinciligi cok uzak olmayan bir gelecekte IPTV'nin bir sekline gecis yapacak. Ister kablo olsun ister telefon hattindan, IPTV'nin getirdigi yeniliklere dirnemke ne kullanicilar icin ne de sirketler icin mumkun degil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-5980841160711169144?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/5980841160711169144/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=5980841160711169144' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/5980841160711169144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/5980841160711169144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2007/12/iptv-ne-demek.html' title='IPTV Ne Demek?'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-5051894195411060232</id><published>2007-12-26T03:04:00.000-08:00</published><updated>2007-12-26T03:18:22.034-08:00</updated><title type='text'>Amerika'da Kurban Bayrami</title><content type='html'>Her toplumun kendine has adetleri var muhakkak. Christmas gavurlarin bayrami. Kurban bize has bayram. Biz deyince muslumanlari kasdediyorum tabii. En cok da Turkleri. Bilmiyorum baska yerlerdeki muslumanlar icin nasil bir anlam ifade ediyor bayram.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurbandan birkac hafta evvel bizi aldi bir telas. Nasil etsek de kurban kessek. Bir yerlere bagislamak her zaman icin kolay bir cozum. Ama hani nasil desem, bizi "biz" yapan seyler vardir ya... Mesela buraya gelen Cinlilar adlarini degistirirler. Yun Victoria olur, Chen Jenny, Bo'ya Jason demeye baslarsiniz. Cunku oyle isterler. Turkler de bazen yapiyor bunu. Mehmet Mo oluyor, Hasan'a Brian demeye basliyorlar. Iste o zaman ben uzuluyorum biraz. Buyuk soylemeyeyim simdi. Summe hasa. Yarin bana da Kenny derler merler, neme lazim. Kimsenin sahsini da suclamak ne niyetim ne haddim. Lakin hani nasil desem, birileri oyle yapinca biraz "biz"den bir parca gitmis gibime geliyor. Sonra mesela Christmas gelince kapiya celenk asanlar cikiyor. "Onlar" gibi aynen. Neyse konumuz kurban.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurban "karib" olmak demek. Allah'a yaklasmak. Bir cani kurban ederken yaradilisin en ust makaminda oldugunu hatirlamak. Allah'in emrini yerine getirerek kullugunun farkina varmak. Yaradilis karsisinda Allah'in verdigi bir hak olarak ustunlugunu kabullenmek ve o hakki veren karsisinda iki buklum olmak demek. En efdal olani kendi eliyle kurbani kesmek. Buyuklerimiz bize hep boyle bellettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cocukluktan beri boyle gormusuz ya dedemizden, biz de "imkan olunca kurbani kesmek gerek" diye bir telasa dustuk. Lakin ara ki kurban bulasin. Amerikalilar da ogrenmisler kurbani. Hem Araplar, Pakistanlilar ve sair muslumanlar bizden erken davranmis, piyasadaki kurbanlik koclari toplamislar. Zaten bu gavurun memleketinde koyun yenmiyor. Kokusundan mi nedir bilinmez, koyun yiyen pek az. Olani da cok bekletmeden yasini doldurunca hemen kesiyorlar. Ustelik kurbani ogrenen Amerikalilar fiyatlari yukselttikce yukseltmisler. Normal sartlarda 80-100 dolara satilan bir koyun cikmis 200-250 dolara. O da bulursan. Hani nerdeyse ortada kaldik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahasi hadi hayvani buldun, nerede keseceksin? Hayvani yatirip, ayagini baglayip bes kisi bir koyunun basinda "Allahu Ekber!" diye bagirmaya baslayinca gavur ahalisine biraz garip geliyor galiba. Dahasi bunun kanunu var, nizami var. Bizim memlekette oldugu gibi apartmanda kapinin onune yatirip kesemiyorsun. Ciftlik sahiplari bile razi olmuyorlar kestirmeye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken bir kiymetli abimiz bir Amerikali teyzenin ciftliginden kurbanlik koc almis. Hani koc da koc yani. Sirtina bin, sirat koprusunu dort nala gec. Masallahi var hayvancigin. Ama gel gor ki kadinin elinde baska hayvan kalmamis. Sonra rica minnet eger baska yerden bulursak bize orada kesebilecegimizi soyledi teyze. Eh gerisi uc nalla bir ata kaldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayramdan onceki pazar gunu bir yerlerde kurban olduguna dair bir haber ulasti bize. Kosup baktik, kucuk mucuk demeden aldik kurbanimizi. Goturup teyzenin ciftligine bagladik. Allah kabul etsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurban gunu Ahiskali kardeslerin evinde bayram namazi kildik. San Diego'da herhalde 30-40 aile varlar. Sagolsunlar evlerini acmislar. Namazimizi kildik. Arkasindan ikram fasli basladi. Bir sofra donatmislar, padisah sofrasi mubarek. Bir kus sutu eksik. Borekler, corekler, sarmalar, tatlilar... Ne ararsan var. Oturup karnimizi doyurduk. Gecmislerine dua ettik. Sonra nihavend makamindan "Bize artik kurban yollari gorundu ey yar" sarkisini soylemeye baslarken birisi geldi "Bize gelmeyecekmisiniz?" dedi. Bayram ziyaretine onlara gitmek lazim simdi. Peki deyip gittik evlerine. Zaten bircok aile bir arada oturuyorlar. Kapidan girdik, ilkinden daha mukellef bir sofra bizi bekliyor. Oturunca "Hadi buyrun" dediler. "Yeyin ki gecmislerimizin canina degsin". "Ama biz daha yeni yemistik" dememize gerek yoktu, zira onlar da bizimle beraberdiler oteki tarafta. Bayram ya gonulleri hos tutmak lazim. Bismillah dedik basladik, dolmalarin tadina baktik, Ozbek pilavindan bir iki kasik aldik. Hatir sorduk, gecmislerine dua ettik. Cikmak uzereyken bir digeri geldi "Bize de gelin".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orada da ayni sofra. Artik dostlar espiri yapmaya basladilar. "Aman dostlar" dedi birisi. Bu isin sakasi olmaz. Sonra oradan birisi seslendi "Biz bu yemekleri artik etmeyelim ayip olur" Turkmen arkadasimizi cevap verdi "ASil artik etmezseniz yemegimizi sevmedi derler o zaman artik olur". Karnimizi ucuncu defa doyurduk, gecmislerine dua ettik. Ayrildik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah hepsinden razi olsun. Pekcogumuzun unuttugu varlikta da darlikta da "ikram" gelenegini yasatanlarin hepsinden. Bunlar durumlari kotu cok olmasa da zengin insanlar degiller. Sagda solda isci olarak calisan, gavurun memleketinde yol yordam bilmez, dil anlamaz garip insanlar. Ama simdiye kadar boyle ikrama cok az rastladi bu fakir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne diyorduk? Ha kurban. Kurban kesecegimiz yere vardik, baktik bir ciftlik evinin bahcesi. Sagolsun Amerikali teyze bize ortami hazirlamis. Kurbanlarimizi kestik. Ahiskali abilerden ikisi yardim gelmistiler. Birisi zaten hayvancilik yaparmis Rusyada. 3 saatte 6 koyunu halledip yola ciktik. San Diego Turklerinden baska bir yerde kurban kesen olmadigindan ortam kalabalikti epeyce. Bircok arakdas bizi yalniz birakmadilar sagolsunlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurban kesen abiler sagolsunlar kurbanlarinin cogunu biraktilar oracikta. Hani kurbani aslinda paylasmak efdal olan ya, abiler de herkesle paylasalim diye eve goturmek icin birer parca aldilar, gerisini piknikte yenmek icin Ahiskali ablalara teslim ettiler. Cumartesi piknik oldu. San Diego daglarinda bir parkta yuzlerce insan. Ablalar sagolsunlar etlerden Ozbek pilavi yapmislar. Birazini kavurmsular. Biraz manti yapmislar. Yanina bin daha katip herkesi iyice bir doyurdular. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemek bahane, deermisim. Simdi deminden beri bayram bahane edip yemek anlattigim su yazima, sonra da gobegime bakanlar hemen inannir zaten dedigime. Ister inanin, ister inanmayin, bayram vesilesiyle dostlari gorup hasbihal etmek, yeni dostluklar kurup eskileri pekistirmekti en buyuk kazancimiz bayram pikniginden. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurban havasi baska oluyor. Ne de olsa bizi "biz" yapan degerlerden birisi kurban. Eger kurban kesmeyeceksek, biz oldugumuz nereden belli olacak ki? Insaallah bu bayram "biz" olmaya biraz daha yaklasmisizdir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-5051894195411060232?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/5051894195411060232/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=5051894195411060232' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/5051894195411060232'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/5051894195411060232'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2007/12/amerikada-kurban-bayrami.html' title='Amerika&apos;da Kurban Bayrami'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-2211247908292010953</id><published>2007-12-13T23:48:00.000-08:00</published><updated>2007-12-13T23:49:45.569-08:00</updated><title type='text'>Islami Bir Sembol: Ay Yildiz</title><content type='html'>Ilkokuldayken sinifimizda bir resim asiliydi. Her gun karsimizda duran kara tahtanin ustunde. Her gun bakardik o resme. Bir savas meydani, arka fonda hararetli bir cenk devam ediyor. Ati saha kalkmis bir cengaver gol olmus bir kan birikintisinin kenarinda duruyor. Gokte bir hilal ve parlak bir yildiz var. Hilalin ve yildizin aksi suya dusmus. Kirmizi kan icinde bayrak gibi duruyor. Resmin altinda da bir yazi: "Turk Bayraginin Dogusu".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simdi geriye donup bu resmi Hasan Mutlucan'dan kahramanlik turkuleri esliginde hatirlamak var. Oyle de yapmak istiyor bu fakir. LAkin bir mesele var ki kafami kurcaliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biaz once internette soyle bir dolanip degisik ulkelerin bayraklarina baktim. Gozume carpan ay yildizli ulke bayraklari sunlar: Cezayir, Azerbaycan, Komor Adalari, Malezya, Maldiv Adalari, Moritanya, Pakistan, Singapur, Tunus, Turkiye, Turkmenistan, Ozbekistan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu gorunce fakirin ilkokulda yillarca karsisinda duran resme olan inanci biraz sarsilmaya basladi. Hadi diyelim Cezayir Turk topragi oldu bir donemler. Bahsetmistim burada daha once. San Diego'daki camimizin Cezayirli imami dedelerinin Turk oldugunu soylemisti bu fakire. Kim bilir belki bizim resimdeki meydan muharebesi Cezayir meydan muharebesi bile olabilir. Hadi diyelim Tunus onun komsusu, o da Osmanli topragiydi zamaninda, ordan etkilendiler. Azerbaycan, Turkmenistan, Ozbekistan pek kabul etmek istemeseler de zaten Turk. Peki ama Pakistan ne demeye ay yildiz koydu bayragina? Ya Malezya? Singapurda kac Turk yasar acaba? Kara derili Afrika'nin batisindaki Komor adalarina en son ne zaman bir Turk ayak basmis ola ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Amerika tarafindan taninmayan devletler arasinda Sahra Arap Demoratik Cumhuriyeti'ni gordum. Bilmiyorum Turkiye taniyor mu ama dunyada 46 devlet taniyormus ay yildizli bayragi olan bu devleti. Eskiden bagimsiz olup simdi isgal edilmis olan ay yildizli devletler arasinda Rif Cumhuriyeti, Sarki Turkistan ve Suvadiva var. Avustralya'ya bagli Kokos Adalari (%80 Musluman) da ay yildizli bolgeler arasinda. Ayrica Bosna'da da 1700 ve 1800'lu yillarda ay yildizli bayrak kullanilmis. Cinli muslumanlar da (Turkistandaki Turkler degil Cinli Muslumanlar) 1950'lerde devlet tarafindan bastirilana kadar ay yildizli bayrak kullanmislar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayraklara bakarken dikkat ceken onemli bir husus ay yildizin sadece musluman ulke bayraklarinda yer almasi. Tabii ki halki musluman olan tum ulke bayraklari ay yildizli degil. Ama ay yildizli bayragi olan ulkeler hep musluman ulkeler. Yildiz tek basina bir anlam ifade etmiyor. Dogudan, batiya, Yahudiden Hiristiyana her turlu bayrakta yildiz mevcut. Ama hilal sadece muslumanlarin sembolu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ilkokulda karsimizda duran o resim belki biz kucuklerin milli dygularini harekete gecirmek isine yaramistir kim bilir. Ama tarihi gerceklik acisindan dogrulugu nedir Allah bilir. Gorunen o ki ay yildiz sadece Turklere has bir sembol degil. Pakistandan Komor Adalarina, Turkiye'den Singapura, hatta Cin'e kadar halki musluman olan hemen her yerde ay yildizli bayraklar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de o resmi yapanlar resmin altina soyle yazmaliydi: "Muslumanlarin Bayraginin Dogusu"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-2211247908292010953?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/2211247908292010953/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=2211247908292010953' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/2211247908292010953'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/2211247908292010953'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2007/12/islami-bir-sembol-ay-yildiz.html' title='Islami Bir Sembol: Ay Yildiz'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-4065008310083215276</id><published>2007-11-03T01:06:00.001-07:00</published><updated>2007-11-03T01:06:47.323-07:00</updated><title type='text'>San Diego Yanginlari</title><content type='html'>Gecen hafta Pazar gunu ortalikta bir duman vardi. Gunes yuzunu gostermeye calisiyor da bir sebepten bulutlari delip gecmeye gucu yetmiyor o yuzden kirmizi gibiydi hava. Bahcenin kapisini acip bakti, bir is kokusu etrafta. Eyvah dedim kendi kendime, galiba yine bir yerlerde yangin cikmis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazartesi sabah kalkip ise gittim. Ama giderken yollar bir garip. Freeway girisinde belki 150 araclik bir kuyruk. Lakin hic adetten degildir 5 aractan fazlasi. Bir salavat getirip hayra yordum, sonra freeway'e girmekten vazgecip arka sokaklardan gittim sirkete. Havada hala bir duman kokusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sirketin otoparkinda sadece 2-3 araba var. Garipsedim dogrusu. Pazartesi sabah saat 9 ama kimsecikler yok ortada. Millet bugun tembellik edecek galiba diye gulumsedim. 3. kattaki masama cikmak icin merdivenleri kullandim. Hani baska egzersiz yapmiyoruz ya. Masay oturdum, maillerime baktim. Onceki hafta Kore'ye gitmis olan patronum gelecekti. Gidip baktim. Odasinda yok. O sirada mudurlerden ikisi oturmus konusuyorlar. Selam verip patronu sordum. Gelmeyecek bugun dediler. Dedim Kore'den gelmedigi icin mi, yoksa bugun evden mi calisiyor. Dediler yangin ciktigi icin onlarin mahalle bosaltiliyormus, onun bugun gelmeyecek. "Peki ama" dedim, "bizim patron bizim mahallede oturuyor!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen internetten baktim, bizim mahalle hakikaten bosaltiliyor. Eve donup esimle kucuk bir el cantasina ne sigdirabildiysek aldik ve kuzeye dogru yola ciktik. Yanginin ulasamadigi yere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolda trafik kotu. Ama ilginctir, kimseler kurallari ihlal etmiyor. Isiklar calisiyor, freeway dolu ama kimse emniyet seridinden gideyim diye dusunmuyor. Herkes seridinde, herkes sakince uzaklasmaya calisiyor. Del Mar'i geciyoruz. Havada cok agir bir duman var. Herkes yangindan kaciyor ama kuralina uygun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orange County'de de yangin var. IRvine'in dogusu yaniyor. Orada da is var havada. San Diego'yu cikinca trafik rahatliyor genel olarak. Sonradan ogrendik ki Irvine'dakiler yangindan bile dogru durust haberdar degillermis. San Diego'da 2 buyuk yangin var. Irvine yaniyor. Los Angeles, Malibu, Santa Barbara, hatta Bakersfield yaniyor. Belki Ic Anadolu kadar bir alanda yangin var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yangin deyince orman yangini sanmayin. Yari col ortaminda acik arazideki kurumus otlar ve calilar yaniyor. Arazi cok buyuk ve iklim kurak olunca yanacak cok bitki birikiyor. Ustelik yilin tam da bu mevsiminde cok ruzgar oluyor. En ufak bir atesin dagilmasi isten bile degil. Bazilari yangin kundaklamadan cikti diyorlar. Bazilari da ruzgar elektrik tellerini devirip ksia devre yaptirdigindan cikti diyorlar. Nereden cikarsa ciksin yayilmasi an meselesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Santa Barbara'ya ilk ulastigimizda havada yine bir duman var. Vakit gece, etraf sakin. Otele yerlesip geceyi geciriyoruz. Sabah hava daha acik. Belirgin bir yangin yok. Seniz kenarindan vakit gecirip sehri geziyoruz biraz. Esimin patronu durmadan arayip is yaptirmaya calisiyor. Bir Starbucks bulup maillere ve haberelre bakiyoruz. Surekli telefonda arkadaslarla haberlesiyrouz. Yangin buyuyor. Insaallah bizim eve gelmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksam ustune dogru deniz kenarindan kuzeye dogru ilerliyrouz. 1 numarali yol Santa Barbara'dan sonra kuzeye dogru guzel manzaralar barindiran yerlesim yerleri az olan bir guzergah. Yilalrdir hep bu yoldan kuzeye gitmek istemisligi var fakirin. Yangin vesilesiyle olmasi hos olmasa da yine de ele firsat gecmesi guzel. Aksam Pismo Beach'e geliyoruz. Otel ariyrouz gece vakti. Baktigimiz oteller dolu olduklarini soyluyorlar. Yangindan kacan sadece biz degilmisiz. Sonra deniz kenarinda bir otelde yer buluyoruz. Otele yerlesip arkadaslri ariyoruz. Internetten haberelere bakiyroz. Yangin ilerlemeye devam ediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artik Del Mar ve Solana Beach de bosaltilmis. Rancho Santa Fe yaniyor. Rancho Santa Fe zenginlerin ciftliklerinin oldugu bir koy. Bizim evden en fazla 5-10 km uzaklikta. Hani bizim ev sirketlerin filan ortasinda. Hani etraf asfalt. Hani bahcede yanacak ot yok pek. Zaten bosaltilan alanin da en kosesinde. Hani bizim evin yanmasi icin San Diego'nun yarisinin ates olmasi gerekiyor. Filan. Ama Rancho Santa Fe yaniyor. Hani Rancho Santa Fe bizim evden topu topu 5-10 km uzakta. Ya bizim eve de gelirse?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Carsamba sabah oluyor. Otelde kahvalti yapiyoruz. Bizimle beraber kahvalti yapan Hollandali turist bir cift var. Yangindan once gelmisler. Kahvalti ederken muhabbet ediyoruz. Bugun California'daki son gunleriymis. Aksama ucacakalr Los Angeles'dan. Kahvaltidan sonra sahilde dolaniyoruz. Deniz kabugu topluyoruz. Hava acik buralarda. Yangin hala belli degil. Ama ruzgar hafiflemis. Zaten yanacak birsey de kalmadi bizim evin yakinlarinda. Evlerden baska.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzeye dogru devam ediyoruz. Yangin devam ederse San Francisco'ya gidecegiz. Buradan sonrasi en guzel manzaralarin oldugu yer. Dura kalka ilerliyrouz kuzeye. Patron ariyor ikide bir. Bir kose bulup internete bakiyoruz. Yangin hafifliyor gibi sanki. Saat 4'de Hearst Castle'a variyoruz. Burasi 1920'lerde Amerika'nin en buyuk medya patronunun yaptirdigi sato. Kelimenin tam anlamiyla "in the middle of nowhere". Yakininda sehir degil, koy bile yok. Insaat malzemeleri 350 km oteden getirilmis. Adam buraya ulasmak icin ozel hava alani yaptirmis kendisine. Tek derdi ne kadar zengin oldugunu gostermek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geciktigimiz icin satoya gidemiyoruz. Dukkani kapatmak uzereler. Patron ariyor tekrar. Ise baslayacaklar. Bizim mahallenin mecburi bosaltma emri de kalkmis. Eve donme zamani geliyor artik.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-4065008310083215276?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/4065008310083215276/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=4065008310083215276' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/4065008310083215276'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/4065008310083215276'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2007/11/san-diego-yanginlari.html' title='San Diego Yanginlari'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-7760950734380550912</id><published>2007-10-17T15:13:00.000-07:00</published><updated>2007-10-17T15:32:25.665-07:00</updated><title type='text'>Amerika'da Ramazan ve Bayram</title><content type='html'>Bugun azicik vaktim var, hem de gaza gelmisim ya, dedim meraklilari icin Amerika'da Ramazan ve Bayrami nasil gecirdigimizi de anlatayim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Camimizin cok efendi ve sevilen bir imami var: Imam Taha. Cezayirli kendisi. Baba tarafindan Turkmus. Osmanli Turku yani. Birkac yuzyildir Cezayirde yasayan Osmanlilardan. Imam Taha Ramazan baslamadan insanlari Ramazana alistirmaya basladi. Vaazlarda, hutbelerde Ramazanin fazileti anlatildi. Insanlara kardesligin onemi ve Allah'a yaklasmak icin Ramazan'in nasil buyuk bir firsat oldugu defaatle aktarildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Ramazan geldi cok sukur. Gunduz oruc, aksam teravih. Camilerde iftar yemegi veriliyor Amerika'da. Mahallenin imkan sahibi insanlari gonullu yaziliyorlar, bir gunluk iftari ustleniyorlar. Kim gelirse, Allah ne verdiyse hep beraber iftar ediliyor. Ayrica okullardaki Musluman Ogrenci Dernekleri de cok aktif calisiyorlar Ramazan'da. Haftanin her gunu kampusun belli bir yerinde iftar oluyor, topluca aksam namazi kilinip iftar ediliyor. Yine kampuste teracih namazi kiliniyor cogu okulda. Su Amerikalilar o kadar gelismisler bilimde teknolojide de hala "Kamusal Alan" fikrine alisamamislar bir turlu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teravih namazlari cogu camide hatimle kiliniyor. Gavur memleketi deyip de kucumsemeyin sakin. Ne hafizlar var bu memlekette daha mislini Turkiye'de gormuslugu yok fakirin. Misir'dan, Suriye'den, Fas'tan gelmis hafizlarin essiz kiraatleri oluyor camilerde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkler'le iftar ayri bir hos merasim Ramazan'dayken. Insanlarin birbirini tanimasi icin bir vesile. Bir araya gelmenin, dostluklari pekistirmenin diger adi. Hem evlerde insanlar birbirni agirlayip paylasma zevkine variyorlar, hem de haftada bir iki defa topluca iftar edilip kim gelirse herkes ekmegini onunla paylasiyor. Amerika'nin pek cok yerinde oldugu gibi burada da Ahiskalilar var. Onlarla iiftar onlari tanimak adina ayrica bir memnuniyet kaynagi bizim icin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayram namazi... San Diego'nun bayramlarini seviyorum. Bayram gunu San Diego'daki camilerin cogu ortak bir mekanda hep beraber namaz kiliyorlar. Sihay, beyaz, esmer, kizil herkes bir arada. Saf tuttugunuzda yaninizdaki insan Pakistan dogumlu bir elektirk muhendisi de olabilir, Somaliden gelme bir taksi soforu yahut da sonradan musluman olmus bir Cinli ogrenci. Hepsi mumkun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sene beklenmedik bir sekilde yagmur yagdi bayram gunu. Organizasyonda o yuzden biraz aksama oldu. Ama ne gam. Camide Bangladesli Naymul Kardesle bayramlastik. Sorna Bosnali Erkan gelip "Bayram Serifiniz Mubarek olsun" dedi bize Turkce olarak. Sonra Tokat'ta buyumus Afgan multecisi Ilyas kardes gelip "Abi Bayramin mubarek olsun" diye seslendi. Onlari gordu duydu ya bu fakir, yagmuru kim takar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-7760950734380550912?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/7760950734380550912/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=7760950734380550912' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/7760950734380550912'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/7760950734380550912'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2007/10/amerikada-ramazan-ve-bayram.html' title='Amerika&apos;da Ramazan ve Bayram'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-2264739434803199811</id><published>2007-10-17T14:50:00.000-07:00</published><updated>2007-10-17T14:53:51.841-07:00</updated><title type='text'>Guzel Turkistan</title><content type='html'>Nereden dustuyse dustu, dun gece Abdulhamid Colpan'in siiri ve onun huzunlu bestesi dustu aklima. Internette aradim, buldum ve belki 20 defa dinledim dunden beri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel Türkistan sana ne oldu...&lt;br /&gt;Bilmem neden kuşlar uçmaz bahçelerinde..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bastan sona huzun dolu bir sarki. Belki herkeste ayni etkiyi yapmiyordur. Ama boyle sarkilari dinleyince beni alip uzak diyarlara goturuyor. Bir huzun bulutudur cokuyor icime. Belki gercekleri biraz hayalle birlestirip toz pembe gormenin de etkisi vardir bunda kim bilir. Ama gozumun onune mutlu mesut yasarken zorla yurtlarindan cikarilan Turkistanlilar, Kirimlilar, Cerkezler, Bosnaklar, Arnavutlar geliyor. Neden insanlar evlerinden cikmak zorunda birakilsinlar ki? Neden kucuk cocuklar anneisnden babasindan ayrilmak zorunda kalsin ki? Neden analar bebeklerini bilmedikleri daglara gomup ciplak ayakla karli daglar asmak zorunda kalsin ki? Belki bazilari icin ne dedigini bile anlamadiklari garip bir sarkidir bu kim bilir. Ama beni alir uzak diyarlara, eski zamanlara goturur. Bir huzun coker icime boyle sarkilari dinleyince.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra sarkiyi indirdigim sitenin adresine baktim. atsizcilar.com. Ayni sarkinin sozlerini ya da muzigini bulabilecegim baska sitelere baktim. Ulkuculer, basbugcular, turkler, asena vs vs. Turkistan'dan bahseden baska hic kimse yok. Turkistan Turkiye'de sadece belli bir siyasi goruse sahip insanlarin ilgilendigi bir meta mi? Sadece onlarin derdi de baskalari ilgilenmez mi? Yoksa Turkiye'nin ic siyasi cekismelerine kurban mi edilir boyle meseleler? Rumeli, Balkanlar azicik daha farkli. Ne de olsa Osmanli yadigaridir. Az cok sahip cikani bulunur Turkiye'de farkli cevrelerde. Ama birisi cikip da Turkistan'dan, Kirim'dan bahsetse, Tatarlardan laf acsa, Ozbeklerle dostluk kursa illa ulkucu mu olmasi gerekir? Karsidan bakanlar illa oyle gormek mecburiyetinde midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinlemek icin:&lt;br /&gt;http://www.atsizcilar.com/marslar/Guzel_Turkistan. mp3&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÜZEL TÜRKİSTAN &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel Türkistan senge ne boldu &lt;br /&gt;Sebep vakitsiz güllering soldu, &lt;br /&gt;Çemenler berbat kuşlar hem feryat &lt;br /&gt;Hemmesi mahzun olmazmı dilşad. &lt;br /&gt;Bilmem ne içün kuşlar uçmaz bahçelerinde &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birliğimizning teprenmek tagi &lt;br /&gt;Ümidimizning sönmez çıraği &lt;br /&gt;Birleş ey halkım kelgendur çaği &lt;br /&gt;Bezensin emdi Türkistan bagi &lt;br /&gt;Kozgal halkım yeter şunce cevru cefalar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Al bayragni kalbing oygansın, &lt;br /&gt;Kullik esaret berçesi yansın, &lt;br /&gt;Kur yengi devlet yavlar ortansın, &lt;br /&gt;Osup Türkistan Kadding kotersin. &lt;br /&gt;Yeyrep yeşnep öz vataning gülbaglaride &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdulhamid Colpan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-2264739434803199811?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/2264739434803199811/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=2264739434803199811' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/2264739434803199811'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/2264739434803199811'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2007/10/guzel-turkistan.html' title='Guzel Turkistan'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-573118630716474444</id><published>2007-08-09T17:26:00.000-07:00</published><updated>2007-08-09T17:27:15.535-07:00</updated><title type='text'>Cennetin Kusu Ishakcan</title><content type='html'>Gavuristanda olmanin en zor yanlarindan biri nedir bilir misiniz? Bir kulaginiz hep telefonda durur surekli. Yureginizde bir damar vardir, hep pir pir atar durur. Sanki her an birseyler olacakmis, sanki birileri arayip size uzucu bir haber verecekmis de siz elinizden birsey gelmeden kalcakmissiniz gibi. Ve memlekete her telefon edisinizde yureginizdeki damar biraz daha pir pir eder. Acaba bireyler oldu da bana soylemiyorlar mi diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evvel zaman icinde bir Ishakcan vardi. Ben sade bebekligini bilirim onun. Bir de ilk cocuklugunu. Herseyi surmeye calisirdi ufaklik. Yuvarlak birsey gozune carpmayagorsun, hemen "Ben bunu sureyim mi?" diye sorardi. Sonra da eline gecirdigi gibi direksiyon niyetine yuvarlardi saga sola. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben buyudugunu gormedim keratanin. Bes sene gavuristanda yasadigimiza gore demek uc yasindan beri yalnizca uc defa gormusum onu. Birisi gecen kurbanda bizi ziyarete geldiklerinde. Birisi Iznik golunun kenarinda elinden tutup beraber gole bakmaya gittigimizde. Birisi de biraderin dugununde dort sene once dort yasindayken. Birkac defa da MSN'den konusmustuk. Okuma yazma ogrenince bana mesaj da yaziyordu arada. Bir de meshur motosikleti vardi ufakligin. Arada bir bana gonderirdi MSN'den. Tatli cocuktu, zeki cocuktu, seker cocuktu. Evinin nesesi, anasinin kuzusu, ablasinin biricik kardesiydi Ishakcan. Sekiz yasindaydi sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ishakcan benim dayimin oglu. Hani su annemin kardesi olan dayim. Cemalinur yengemin kocasi olan dayim. Deliydi, doluydu ama dayimdi iste. Dayimi da son bes yilda topu topu uc defa gormusum demek. Ishakcani gordugum zamanlarda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Insanin yureginde pir pir atan damar bazen bir kabariverir. Bazen birseyler oldu sanirsiniz. Bir sikinti geliverir. Gecen hafta pazartesi gecesi cok rahatsiz bir uyku uyudumdu. Daha dogrusu uyuyamadimdi demek lazim belki de. O rahatsizlikla yattigim yeri degistirmistim sucu yataga bulup. Bu fakir nerden bilsin ki tam da benim gece uykumun bolunup bolunup uyandigim saatlerde memlekette feryad-u figan varmis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dayim bir cenazeye giderken Yozgat'ta bir magandanin hismina ugramis. Sereften yoksun adam gecmemesi gereken seridi iki defa gecip cikmamasi gereken hizda fren bile yapmadan dayimin arabasina carpmis. Dayim ve yengem orada hakkin rahmetine kavusmuslar. Ishakcan onlara katilmak icin hastaneyi beklemis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim haberim bir hafta sonra cumartesi gecesi oldu. Uzulur diye soylememisler. Insanin yuregi yaniyor tabii. Lakin bilmezler ki bilmek gerek. Gec ogrenince yurek yine yanar. Hem soylemediler diye de yanar. Yurek bu, yanmaz olur mu? Yanmasa yurek olur mu? Simdi bu fakir nasil guvensin memleketten gelen haberlerin dogruluguna? Ya bu hafta telefon edince verilen memleket haberleri dogru degilse? Ya sag salim denilen daglar gibi insanlar aslinda coktan topragin bagrina dustuyseler? Ya cennette baska kuslar varsa artik?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memlekettekiler aglarlar. Goz yaslari yurekteki yangini dindirmek icin akar. Sonra mezardan avuclanan bir avuc toprak yanginin ustunu orter. Yurek yanar, yanar, kabullenir. Ya gavuristanda ne olur? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ishakcan simdi Cennette bir kus olmus, babasinin basinin ustunde ucup onu eglendiriyor. Rabbim dayima da, yengeme de, Ishakcan'a da bol bol rahmet etsin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-573118630716474444?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/573118630716474444/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=573118630716474444' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/573118630716474444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/573118630716474444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2007/08/cennetin-kusu-ishakcan.html' title='Cennetin Kusu Ishakcan'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-8487747031105799448</id><published>2007-08-03T15:32:00.000-07:00</published><updated>2007-08-03T15:33:21.463-07:00</updated><title type='text'>Amerika'ya nasil gelinir?</title><content type='html'>Cok defalar fakirin karisina cikan sorulardan birisi "Abi Amerika'ya nasil gidebiliriz?" oluyor. Dusunup tasinirken bunu da bir yaziya dokup blogumuza ekleyelim dedik. Iste neticesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika'ya gelmenin birkac yolu var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Egitim amaciyla gelmek&lt;br /&gt;2. Calismak icin gelmek&lt;br /&gt;3. Is yapmak, is kurmak icin gelmek&lt;br /&gt;4. Green card cikinca gelmek&lt;br /&gt;5. Kacak gelmek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sondan basa dogru gidelim birlikte. Amerika'ya kacak gelmek Avrupa'ya kacak gitmek kadar kolay bir is degil. Sebebi basit. Amerika Turkiye'den binlerce kilometre uzakta. Zaten insan buraya gelince Almanya'nin burnumuzun dibinde oldugunu, Fransa'nin komsu kaspisi oldugunu daha iyi goruyor. Kacak gelmek is degil Amerika'ya. Bir suru sikinti cekip uzak diyaralara gitmek, memlekete geri donemeden yillarca sefalet icinde yasamayi goze almak dogrusu makul bir is gibi gelmiyor bana. Ayirca kacak demek kanunsuz is yapmak demek. Onun da manasi burada hic bir hakkin olmadan yasamak, yakalandiginda sorgusuz sualsiz sinirdisi edilmeyi goze almak demek. Degmez abiler. Ona ragmen gelenler benim duydugum kadariyla genelde gemilerde tayfa olarak ise giriyorlar. Sonra gemi Amerika kiyilarina yaklasirken geceleyin gemiden aylayip yuze yuze karaya cikiyorlar. Sonra da artik ne tutturabilirse, kaderde ne varsa bir yolunu bulup hayat mucadelesine basliyorlar. Bu genelde Amerika'nin Avrupay'a bakan dogu kiyisinda, New York, New Jersey taraflarinda boyle oluyor. California'ya bu sekilde gelmek pek mumkun gorunmuyor. Zira buraya gelen gemi yok :) Bir de tabii buraya normal yollarla gelip sonradan kacak duruma dusenler olabiliyor. Ama onun icin once gelebilmek gerekiyor. Ona asagida deginelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Green Card cekilisi dunyanin dort bir yanindan milyonlarca insana umit veren, bu vesileyle Amerika'yi kendi ulkelerinde sikinti ceken milyonlar gozunde kurtarici haline getiren bir cesit pazarlama taktigi aslinda. Tabii dolayli oalrak Amerika'da cesitliligin artmasina katki sagladigi da bir gercek. Yalniz akildan cikarilmamasi gereken bir husus her yil toplam 55,000 green card veriliyor cekilis sonunda. Bu rakam tum dunya icin egcerli ve Turkiye'nin payina en fazla 1000-1500 kisilik bir kota dusuyor. Eger basvuran yuzbinlerce Turk arasindan bana da cikar derseniz umitlenmeniz bosa olmayabilir. Ve lakin sansin binde bir seviyesinde oldugunu unutmamak lazim. Diyelim kismetli bir insansiniz, kart size isabet etti. O zaman size evraklari gonderip ne yapmaniz gerektigini soyluyorlar. Birkac ayda islemleri tamamlayip Amerika'ya ayak basiyorsunuz. Sonra hemen hemen vatandaslarin sahip oldugu haklara sahip oluyorsunuz. Ihtimal dusuk, ama en garanti yol bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Is yapmak icin gelmek, eger sermayeniz varsa, cok zor degil. Bu sekilde gelmenin temel kurali buraya gelince gercekten is yapacaginizi gostermek. Sermaye icin bir alt sinir yok. California icin genelde 100,000 dolar civarinda Turkiye'den buraya transfer etmeniz gerekiyor. Yine California icin 75,000 dolar getirip vize alan da duydum. Hatta abska eyaletlerde rivayete gore 40,000 dolarla bile gelenler oluyormus. Burada ne is yapacaginizi, ne alip ne satacaginizi= ve Amerikan ekonomisine ne gibi katkilarda bulunacaginizi guzelce anlatip adamlari ikna etmeniz gerekiyor temel olarak. Sonunda size genelde 2 yillik vize veriyorlar ve iki yilin sonunda islerin iyi gidip gitmedigine, isin buyuyup buyumedigine ve dahi Amerika'da calisma hakki olan vatandas, green cardli vs insanlara is verip vermediginize bakiyorlar. Eger isler yolundaysa genelde 5 yillik uzatiyorlar. Sonra yine ayni kontrol islemlerinden gecmeniz gerekiyor. Yatirimci vizesi (E-1 ve E-2) normal sartlar altinda green card'a donusemiyor. Her birkac yilda bir yenilemeniz ve kontrolden gecmeniz gerekiyor bu vize turunde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika'ya calismak icin gelmek oldukca zor bir is. Genelde yuksek teknoloji islerinde iyi egitimi ve tecrubesi olan insanlar bu sekilde is bulabiliyor. O da cogunlukla buradaki baglantilar sayesinde oluyor. Is bulmanin zorlugu birkac sebepten kaynaklaniyor. Birincisi sizi ise alirken bir suru islemlerden gecmeniz gerekiyor. Sirketin sizin icin vize basvurusu yapmasi ve vize almasi gerekiyor. Basvurular nisanda yapiliyor ve ise Ekim ayindan once baslayamiyorsunuz. Baska bir deyisle sirketin sizi bulmasiyla ise baslamaniz arasinda, hersey yolunda bile gitse, hemen hemen bir yillik bir surec geciyor. Hicbir kucuk sirket bu kadar sureyi goze alamaz. Ikincisi vize almak her yil daha da zorlasiyor. Yillik calisma izni kotasi 65,000 kisi. Bu yil sadece ilk gun 150,000 basvuru oldu. Ilk iki gunden sonra absvuru kabul etmediler ve tum basvuranlar arasinda kur'a cekerek kimin vize alacagina karar verdiler. Sirketin bunu da goze alabilecek kadar buyuk olamsi gerekiyor. Tabii butun bu islemler dogrudan ve dolayli olarak para demek. Basvuru ucretleri, avukat masraflari 5-10 bin dolari bulabiliyor bircok durumda. Dahasi sizin ise gelemediginiz her gun sirket icin kaybedilmis kazanc demek. Neden beklesinler sizi? Ancak sizin yapacaginiz isi burada yapacak baska kimsenin olmamasi durumunda mumkun bu. O da cogu durumda yuksek teknolojinin bazi alanlari iicn gecerli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egitim amaciyla gelmek en cok kullanilan yol buralarda. Ozellikle California'da cogu insan egitim icin geliyor sonra da kanunlara uygun oalrak is bulup kaliyor buralarda. Egitimin de cesitleri var malumaliniz. Biraz onlardan bahsedelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malum oldugu uzere gavurlar ne yazik ki Turkce konusmayi ogrenememisler simdiye kadar. Insaallah birgun o da olur. Ama onlar ogrenene kadar bizim onlarin dilini ogrenmemiz ve dahi onlara derdimizi anlatmamiz gerekiyor. Onun icin de dil kurslari avr dort bir yanda. Muhtelif fiyalara Amerika'nin muhtelif yerlerinde dil kursu bulup dil kursu icin vize almak ve dahi gelmek mumkun. Dil zaten herseyin basi. Eger buraya gelip uzun sure kalmayi herhangi bir sebeple istiyorsaniz, dil ogrenmek sart. Aylik 200 dolardan 2000 dolara cesit turlu dil kursu var piyasada. Eger adam gibi birseyler ogreneyim diyorsaniz aylik en az 500 dolari gozden cikarmak lazim. Daha ucuzundan hayir gelmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra lisans egitimi icin gelinebilir, ki bu fakir onu pek tavsiye etmez. Amerika'da egitim cok pahali. Devlet okullari dahi parali ve dahi yabancilar icin daha da pahali. Community College denilen okullar var. Egitim seviyesi biraz daha dusuk, iki yil sonunda bir diploma alip iyi kotu bir is bulabiliyorsunuz. Ama "universite" egitimi almak icin adi universite (university) olan bir okula gitmeniz ve 4 yil okumaniz gerekiyor. Bircok insan once ucuz oldugu cihetle college'dan basliyor. Iki yilin sonunda daha iyi bir universiteye gecis yapiyor. Kolay degil ama yapan da cok. Planlari bunun uzerine bina etmeden once Amerika'li ogrencilerle yarisacaginizi unutmamak lazim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkiye'de universite bitirdikten sonra buraya yuksek lisans ya da doktora amaciyla gelmek de mumkun tabii. Ilk sart makale yazacak duzeyde gavurca biliyor olmak. TOEFL adi ile nam salmis sinavdan iyi bir puan almak lazim. Eskiden puanlar 800 uzerindendi ve o zamanlar genelde en az 550 almayi sart kosuyorlardi. Sanirim yeni sistemde 210 civarinda bir puana denek geliyor bu. Ama bu minimum puan. Genelde insanlar 600-650 arasi aliyorlar. Sonra GRE denilen sinava girip oradan da iyi bir puan almaniz gerekiyor. GRE bir yandan ciddi ciddi Amerika'lilarin bile zorlandigi seviyede Ingizlice test ederken bir yandan da temel matematik ve mantik/zeka sorulariyla dusunme yeteneginizi olcme iddiasinda bir sinav. Uc bolum var. Analitik, quantitative ve verbal. Duyduguma gore simdilerde bir de essay eklemisler. Bu fakir sinava gireli cok yillar oldu. Son gelismelerden haberi yok. Quantitative ve analitik bolumlerinden 800 uzerinden 800'e yakin bir sonuc almaniz gerekli. Cin'den, Hindistan'dan gelen bircok ogrenci 800-800 yapiyor bu bolumlerden. Onlara karsi basarili olmak sart. Verbal nisbeten daha az onemli. Ozellikle yabanci ogrenciler icin. Yapabildiginiz en iyi sonucu yapip gerisini cok dusunmemek lazim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TOEFL ve GRE'den baska ogrenciliginzideki aldiginiz notlar ve son bir iki yilin ortalamasi ozellikle onemli. 4 uzerinden en az 3.3 gibi brisey almaniz gerekli. Hem Amerika'da yuksek not almak biraz daha kolay, hem de yine Cinli ve hintli ogrencilere karsi sansiniz olmasi icin 3.2-3.3 minimum not. Eger 3/un altindaysa ortalamaniz, beklentileri cok yuk tutmamak sonradan hayal kirikligina ugramayi engelleyebilir. Hocalardan alacaginiz referans mektuplari da cok onemli. Sizin icin "Cok kiymetli ogrencidir. Sinifimdaki en iyi birkac ogrenciden biriydi." diye yazmalari zaten beklenen durum. Onun otesinde "Cok yalvardim kalsin diye ama sizi bana tercih ediyor. Kalmasini cok isterdim" makamindan birseyler yazdirabilriseniz, yahut da "Birlikte bir arastirma projesinde calistik. Cok basarili sonuclar elde etti. Gelecekte mukemmel bira rastirmaci oolacagina eminim" tarzi birseyler dokturtebilirseniz hoicaya, sansinzi artabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En onemlisi tabii ki Amerika'daki tanidiklar. Tanidiginiz sizi alabileek bir hoca varsa hic cekinmeden yazip beni al deyin. Isteyenin bir yuzu kara, vermeyen zenci. Dahasi, tanidiginiz Turk ogrencilere yazabilrisiniz. Basvurmayi dusundugunuz okullardaki Turk ogrencilere yazip fikir sorabilirsiniz. Hatta ogrenci arayan hoca var mi diye aciktan sorabilrisiniz. Daha da utanmazsaniz "Beni hcoana tavsiye edebilir misin" bile diyebilrisiniz. Piysada iyi niyetli insan sandiginizdan cok. Ustelik de etrafta Turk nufusunun artmasi diger Turklere de fayda saglar. Pekcok insan yardimci olacaktir size. Olmasa bile kaybedecek ne var ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gecim derdi herkesin basinda. Ogrenci oalrak temelde uc sekilde poara alabilirsiniz okuldan. Birincisi Fellowship adi altinda karsiliksiz burs alabilirsiniz. En ballisi bu. Bir sorumlulugunuz olmadan gelip pasa pasa derslerinize calismaniz, arastirmanizi yapip sonuclarinizi makale halinde yazmaniz ve okulu bitirip buyuk adam olup okulun da reklamini yapmaniz icin verilen karsiliksiz paradir bu. Eger bunu size vermezlerse, TA (Teaching Assistant) olabilrisiniz. Bunun manasi, bir derste hocalardan birine yardim edeceksiniz ve hocanin yapmak istemedigi ek ders yapip ogrencilerin cok zekice olmayn sorularini cevaplamak, sabahin korunde labda ogrencileri karsilayip onlara ders anlatmaya calismak, sinavlarda gozetmenlik yapmak ve 300 tane odev kagidini uc gunde notlandirmak gibi isleri yapacaksiniz demektir. Aslinda fakirin abarttigi kadar kotu bir is degil. Ogrencilerle bire bir iliski icinde olmak zevkli de olabilir cok zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diger gecim kaynagi RA (Research Assitant) olarak bir hocaya arastirmalarinda yardim etmek olabilir. Amerika'da hocalar aslidna is adamidirlar. Devletten ya da her nereden bulabilirlerse oradan para bulup karsiliginda bir arastirma yapip bir takim sonuclar gostermeleri gereklidir. Bunu da cogunlukla ucuz isci oalrak yabanci ogrencilere yaptirirlar. Arastirmanin durumuna ve yapilmasi gereken ise gore hoca ne is verirse onu yapmaniz beklenir. Surekli yeni birseylerle ugrasir cok sey ogrenirsiniz. Ama cok da eziyet cekersiniz. Calisma saatleri uzun, aldiginiz para calismaniza kiyaslayinca asgari ucretten azdir. Bu isin baska da bir yolu maaleesef yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ogrenciyken calismak resmen yasak Amerika'da. Yalnizca kayitli oldugunuz universitenin kampusunde is bulursaniz calisabilirsiniz. Yukarida bahsettigim TA ya da RA olarak calismak bu kapsamdaki isler. Az miktarda kutuphane, cay ocagi ya da idari binada sekreterlik tarzi isler olabilir. Ancak onlari hem genelde daha kucuk yastaki Amerikali ogrenciler alir. Hem de zaten doktora ogrencisi oalrak oyle bir is yapmak istemezsiniz. Kisacasi, eger TA ya da RA olamiyorsaniz is bulmak neredeyse imkansiz derecesindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baska bir yazida devam edelim Amerika'ya ansil gelinecegine.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-8487747031105799448?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/8487747031105799448/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=8487747031105799448' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/8487747031105799448'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/8487747031105799448'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2007/08/amerikaya-nasil-gelinir.html' title='Amerika&apos;ya nasil gelinir?'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-5653176076792460672</id><published>2007-07-12T11:52:00.000-07:00</published><updated>2007-07-12T11:58:50.198-07:00</updated><title type='text'>Tasindik cok sukur...</title><content type='html'>Tasinmak kolay is degil aslinda. Bir suru esyayi paketlemek, evin icinde oradan oraya tasimak, sonra kamyon ayarlayip bir yerden bir yere nakletmek... Hele de kendiniz yapiyorsaniz ilk dusunmeye basladiginizdan itibaren aklinizin bir kosesine eziyet etmeye baslayan, sonra eziyetin boyutunu artirip izdiraba donusturen, nihayet tasinma aninda fiziksel iskenceye donusup ertesi gun ayaklarinizin sizlamasiyla neticelenen bir surec. ORada da bitmiyor maalesef. Sonra yeni evi yerlestirmek, yeni duzene alismak... Hepsi de zaman ve emek isteyen isler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bu kadar eziyeti neden ceker insan? Guzel soru. Madem bu kadar elim bir surec bu, insan neden bu yukun altina girer ki? Bu fakirin durumunda en buyuk sorun trafikteki eziyet birkac gun icerisinde cekilen yogun bir iskenceden daha elim olmasiyla alakali. Tasinmak zordur ama trafikle bogusmak ayni zorlugu azara azar yavas yavas icine cekmek demek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlis anlasilmasin, onceki evimizden cok memnunduk. ev sahibinin menejeri Joe abimizle cok siki fiki degildik ya, Allah icin bir kotulugunu de gormedik. Ne ihtiyacimiz olduysa hemen kosup geldi, tamirse tamir, mikrodalganin degistirilmesiyse o, ne lazimsa pek de ustelemeden yapti sagolsun. Ev deseniz onu acik, 8 km uzaktan agaclarin arasindan denizi bile goruyor azicik. Ferah. Ust kata tasinan Dave abimizin gunduzleri yurume bandinda yurumesi disinda ne sesi cikiyor ne solugu duyuluyor. Sakin mi sakin bir mahalle. O kadar ki Allah muhafaza olup kalsaniz kimsenin ruhu bile duymaz. Kanada seyahatimiz sirasinda kapi acik kalmis, iceride isik yanmis 5 gun boyunca da bir Allah'in kulu da bunlara ne oldu diye meraklanip bakmamis iceriye. Oyle sakin bir muhit sizin anlayacaginiz. Allah var, evden yana bir sikayetimiz hic olmadi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel gor ki trafik basa bela. San Diego kucuk kasaba olmak uzere tasarlanmis ama sonradan birden buyuyuvermis garip bir sehir. Dogu bati istikametinde bazi ana yollar mevcutsa da kuzey guney istikametinde iki ana otoyol ve bir iki ana cadde disinda hicbir yol yok. 5 numarali yol Orange County, Los Angeles ve daha kuzeydeki California bolgelerini Meksikaya baglayan yol. Meksika demek ucuz tatil demek. Meksika demek ucuz alisveris demek bircoklari icin. Amerika'da 21 yasindan kucuklere icki satilmaz. Meksika demek liseli genclerin gidip kafayi cektikleri yer demek. Meksika demek ucuz iscilik demek. 5 numarali otoyol demek gunden 275 bin arabanin 4 seritten gidip gelmesi demek. Bu fakir icin manasi: ise ve okula 20 dakika yerine 50 dakikada gitmek demek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simdi evimiz San Diego'nun yine kuzey tarafinda. Hem malum teknoloji sirketleri kuzey tarafta konuslanmis. Okul deseniz o da yine kuzeye dusuyor. Hele dostlar, onlar hepten kuzeyde taa Orange County'deler. Simdi San Diego'daki dostlar okur da bizi dosttan saymadi diye gucenirler. Yok aman Allah muhafaza. Onlar da dost. Hem de basimizin taci dostlar. Lakin gucenmesinler, Orange County'dekilerle dostlugumuz daha bir eskilere dayanir. Hani derler ya "Ben onun kisa pantolonla dolastigi zamani bilirim" diye. OC'dekilerin cogunun Amerika'ya gelip yerlesmesini bilirim ben. Veletlerin gozumuzun onunde nasil da ayaklandiklarini, bacaksizken nasil birden boy atip servi boylu delikanlilar genc kizlar olduklarini gormus bu iki goz. Kolay mi sandiniz siz insanin alistigi muhiti birakmasini. Gavurun memleketi de olsa hayatimizin 5 senesi gecmis buralarda. Turkiye'deki ilk 10 seneyi saymazsak gecen zaman 15 sene. (Matematigi kuvvetli abiler yasimi da buradan cikaracaklar. Neyse, yas kompleksimiz yok cok sukur.) Yani hayatimin ciddi bir kismi gavurun artik "bizim" olmaya baslayan memleketinde gecmis. Eh ne de olsa yeryuzu Allah'in. Her bir karisinda gavurlar kadar benim de hakkim var. OC de de SD'den daha cok vakit harcayip daha cok dostlar edindigimize gore, demek OC'ye daha bir baglanmamiz da bir yere kadar anlasilabilir. Manasi: Evi San Diego'nun OC'ye yakin yerinde tuttuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cok sukur, buralarda trafik sorunu yok. Trafik Del Mar'da basliyor. Biz onan once cikiyoruz yoldan. (Allah saptirmasin) Cikinca da iki sag iki sol yapiyoruz, bir de bakmissiniz evdeyiz. Evdeyken freeway'in gurultusu her daim kulaklarimizda deyim de siz anlayin aradaki mesafenin uzakligini yakinligini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasinmak diye basladik, nerelere geldik simdi. Tasinmanin hic mi iyi yani yok yani? deermisim. Derim tabii. Elbet var da ondan demem hakli. Mesela trafikten kurtulmak cok makul bir sebep. Zaten en buyuk avantajlarimizdan birisi o. Sonra? Sonra, yeni bir muhit, yeni bir ortama alisma pratigi. Sonra insana bu dunyada hicbir yere hicbir zaman bagli olmadigini hatirlatan bir ibret. Nihayetinde bizi de bir kutunun icine koyup omuzlarda tasimayacaklar mi? Onun hatirlatmasi aslinda. Sonra, evdeki ivir zivirdan kurtulmanin vesilesi. Bu tasinma vesilesiyle yillardir duran bir suru kagidi, evraki uygun sekilde "recycle" ettik. Gavuristanda kagitlari, teneke kutulari, cam siseleri donusturmek kolay. Kapidaki ozel kutuya atinca gerisini cop isleri sirketi hallediyor. Bir suru kitabi da kutuphanelere bagisladim. Hem tasinirken yukumu hafiflettim, hem de bir suru gereksiz kalabaliktan kurtulup yeni kalabaliklar icin yer acmis oldum. Bu sefer atmaya kiyamadigim bircok seyi de bir dahaki tasinmada emekliye sevkedicem insaallah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani derler ya "Ev sahibin var mi derdin var kardes" diye. Ben de onlara can-u gonulden katiliyorum. Neden mi? Kismetse onu da anlatirim bir gun insaallah.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-5653176076792460672?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/5653176076792460672/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=5653176076792460672' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/5653176076792460672'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/5653176076792460672'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2007/07/tasindik-cok-sukur.html' title='Tasindik cok sukur...'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-2244906235265452869</id><published>2007-07-06T10:47:00.000-07:00</published><updated>2007-07-06T10:48:37.732-07:00</updated><title type='text'>Kore Ne Yana Duser?</title><content type='html'>Is yerindeki patronum Koreli. Pazarlama bolumunde bir Koreli arkadas daha var. Patron tarihten konusmaya cok merakli olmasa da diger arkadasla muhabbet ediyoruz arada bir. Bugun bana Turkler'le Korelilerin tarihin eski caglarindan beri dost olduklarini anlatti. Tarihin eski caglariyla ilgili anlatilanlara hep kuskuyla bakmisimdir. Bundan 2000-3000 sene once gercekten ne oldugunu kim bilebilir ki? En fazla hadiselere bir tarih profesorunun gozuyle bakabiliriz. Adamcagiz iyi niyetliyse ne ala. Ya bir de kotu niyetliyse?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herseye ragmen bugunku insanlarin tarihe bakisi onlarin bugun bize bakisini ele veriyor. Arkadasimin anlattigina gore bundan birkac bin yil once Cinliler Koreyi isgal etmisler ve uc buyuk Kore merkezinden ikisini yok etmisler. Buralardan kacan 6000-20000 arasi insan Turklere siginmis. Turkler onlara cok iyi davranmis, hatta Truk hukumdari Korelilerin onde gelenlerinden birini kendine vezir yapmis. Hep birlikte karismislar ve mutlu mesut yasayip gitmisler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir de Kore Savasi var malum. Turkiye'den 15,000 asker gitmis Koreye arkadasimin dedigine gore. Amerikalilardan sorna en cok kaybi Turkler vermisler. OZellikle yasi bunu idrak edecek seviyedeki insanlar Turkleri cok sever ve sayar diyor arkadasim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedik ya, gercekte ne oldugu aslinda ikinci seviyede onemli tarihe bakarken. Daha onemlisi insanlarin ne oldugunu dusundukleri. Belki bundan birkac bin yil once Koreliler Turklere hic siginmadi. Ya da Turkler aslinda kapilari o kadar da kolay acmadilar komsuya. Yahut da 20,000 kisi degil de belki hepsi hepsi 200 kisiydi Turklere siginan. Gercekte ne oldugu hic onemli degil. Onemli olan Koreliler bugun Turkleri kendilerine kucak acan ve iyi davranan dostlar oalrak algiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra dillerimizin ortakligi konusunda da biraz konustuk. Hatta gocebe hayatinda yeri olabilecek cok basit kelimelerin ortak olabilecegini dusunduk. Mesela su, at, ot, et, ok, ana, baba, ev vs kelimelerin ortak kokten gelebilecegini dusunup bazilari karsilastirdik. Ama simdilik ortak bir noktada bulsamadik. Sanirim ayni dili konusmaya baslamadan once biraz zaman gecmesi gerekecek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-2244906235265452869?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/2244906235265452869/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=2244906235265452869' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/2244906235265452869'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/2244906235265452869'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2007/07/kore-ne-yana-duser.html' title='Kore Ne Yana Duser?'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-2820125392557476966</id><published>2007-07-05T13:52:00.000-07:00</published><updated>2007-07-05T13:53:04.944-07:00</updated><title type='text'>IPTV Pazarlamasi ve Fakir</title><content type='html'>Yazin Conexant'ta calismaya basladi bu fakir. Conexant buyuk sirket. Zaten aylardir buyuk sirkette calisicam diye tutturmus, sonunda kismet oldu buyuk sirkette calismaya basladi. 2500 kisi sanirim yeterince buyuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha once yaptigim islerden farkli oalrak bu sefer pazarlama bolumnde calisiyorum. IPTV pazarlamasi icin pazar arastirmasi yapiyorum. IPTV IP aglari uzerinden televizyon yayini anlamina geliyor. BAska bir deyisle, televizyonu telefon kablosuna bagliyorsunuz ve ADSL uzerinden yayin aliyorsunuz. Normal yayin icin en az 1.7 Mbps, HD yayin icin de yaklasik 8 Mbps baglanti hizi gerekiyor. Ayrica bu baglantinin diger internet baglantisindan ayri olmasi gerekiyor ve en kotu durumda bu baglanti hizlarina sahip olmaniz lazim. Sanirim guzel memleketim birkac sene daha beklemek zorunda kalacak Slovakya, Hirvatistan, Romanya ve Latviya gibi ulkelerin yillar once almaya basladigi bu hizmeti gormek icin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazarlama ilginc bir bolum. Isteki ilk uc haftada IPTV pazarinin neye benzedigini anlamakla gecti. Avrupa'da hangi sirketler IPTV hizmeti sunuyor, o sirketlere, ve dolayisiyla son kullaniciya kim alici satiyor ve o alicilarin icine hangi chip'ler giriyor. 2010 yilina kadar IPTV pazarinin 16 milyon olmasi bekleniyor. Belki o zaman turkiye'de de boyle yayinlar baslar kim bilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu vesileyle Dogu Avrupa'da pekcok yuksek teknoloji sirketi kuruldugunu, bircok sirketin Amerika ve avrupa ile is yapip onlarin yazilimlarini gelistirdiklerini ogrendim. Hele Israil bu konuda basi cekiyor. Sorna dusundum. Dogu Avrupa'da ya da ISrail'de Ingilizce konusulmuyor. Ekonomileri bizden daha iyi degil. Peki ama onlarin yaptiginiz biz neden yapamiyoruz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-2820125392557476966?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/2820125392557476966/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=2820125392557476966' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/2820125392557476966'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/2820125392557476966'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2007/07/iptv-pazarlamasi-ve-fakir.html' title='IPTV Pazarlamasi ve Fakir'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-6021393031028424077</id><published>2007-05-18T21:22:00.000-07:00</published><updated>2007-05-18T21:42:08.235-07:00</updated><title type='text'>Yiyeceğimizin Geleceği Emin Ellerde mi?</title><content type='html'>Biraz once "The Future of Food" diye bir belgesel seyrettim. (www.thefutureoffood.com)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temel olarak genetik olarak degistirilmis yiyeceklerden ve bunlarin pazara hakim olmasindan bahsediyordu. Daha yuz yil oncesinde dunyada 5000'den fazla patates cesidi yetistiriliyormus. Su anda temel oalrak yetistirilen patates sayisi 4. 100 sene once sadece Amerika'da 7000 cesit elma yetistiriliyormus. Bugun birkac cesit kalmis. Binlerce cesit misirdan sadece bir avus elde mevcut. 100 sene once dunyada yiyecek oalrak yetistirilen bitkilerin %97'si yok olmus.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ASil korkunc olan bunun bazi sirketler eliyle bilincli oalrak koruklenmesi. Monsanto (www.monsanto.com) ve benzeri sirketler tohumlarin icine haserata karsi dayanikli gen koyduklarini iddia ediyorlar. Aslinda yapilan iki sey var. Birincisi bocekleri olduren kimyasallari ureten genleri tohumlara asiliyorlar. Boylece bitkinin kendisi kocaman bir bocek ilacina donusmus oluyor. O bitkiden yiyen bocekler, kurtlar aninda oluyorlar. Peki onlarin yiyemedigi sonra kimin sofrasina geliyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ikincisi bu sirketler ayni zamanda bocek ilacid a satiyorlar. Ve tohumlara kendi bocek ilaclarina karsi dayanikli genler koyuyorlar. Sonra tarla ilaclaninca o bitkiden baska hersey oluyor. Peki ilaci kimden almak zorundayiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahasi bu gelistirdikleri genlerin patentini aliyorlar. Sonra patent kanunlarini kullanarak tarlasinda onalra ait genler bulunan tum ciftcileri dava ediyorlar. Tarlaya tohumlarin nasil geldigi onemli degil. Ister ruzgar getirsin, ister yandaki komsu ekerken senin tarlana kacirmis olsun, ister yoldan gecen bir kamyondan dokulmus olsun farketmez. Hatta tozlasma yoluyla genlerin havadan gelmis olmasi da onemli degil. Tarlanda o genler varsa patent kanunlarini ihlal ediyorsun ve kazanma sansin yok. Peki ruzgarin getirdigi tohuma hatta cicek tozuna nasil engel olur ki insan? Ciftciler icin cozum tohumu onlardan almak. Ite dalanmaktansa caliyi dolanmak meselesi yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahasi tohumlarin icine intihar genleri asiliyorlar. Yani tohumu ekiyorsun. Sonra cikan bitkileri tekrar tohum yapamiyorsun. Eksen de cikmiyor. Cunku seneye tohumu yine onlardan almani istiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dunyanin pekcok geri kalmis ulkesinde ciftciler binlerce yildir aldiklari urunun bir kismini tohumluk ayiriyorlar. Bu sekilde biyolojik cesitlilik korunuyor. Peki ama sizin koyde bir kisi dahi bilerek ya da bilmeyerek genetigiyle oynanmis tohum ekse ne olur? Tozlasma yoluyla binlerce yildir saf oalrak saklanmis urunlere aslinda o bitkiye ait olmayan genler bulasir. Buradaki ince nokta bu genlerin ayni turun baska orneklerinden gelmesi degil. O dogal olarak var olan ve cesitliligi artiran bir nimet. Buradaki sorun bulasan genlerin baliklardan, sigirlardan ya da bakterilerden gelmesi durumu. Yani domates yiyorsunuz aslinda ama o domateste okyanusun derinliklerinde yasayan bir baligin geni var. Yaradan bununla oynayanlarin basina musbet salmaz mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genetik urunlerin insan sagligina etkileri ise bilinmiyor. Arastirilmiyor. Arastiran universite ogretim uyeleri universitelerinde zora sokuluyor. Yayinladiklari makaleler geri cekiliyor. Akademik dunyada afaroz ediliyorlar. Zaten arastirma parasini kim veriyor ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim guzel memleketimdeki koylu amcalar bunlari bilir mi dersiniz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-6021393031028424077?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/6021393031028424077/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=6021393031028424077' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/6021393031028424077'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/6021393031028424077'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2007/05/yiyeceimizin-gelecei-emin-ellerde-mi.html' title='Yiyeceğimizin Geleceği Emin Ellerde mi?'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-7525760605799212978</id><published>2007-05-17T10:00:00.000-07:00</published><updated>2007-05-17T10:17:48.054-07:00</updated><title type='text'>Fiyat Rekabeti Kime Yarar?</title><content type='html'>Ayni mal icin fiyat uzerinden rekabet yapmak kimseye fayda getirir mi acaba? Kafa kurcalayici bir soru. Bir yandan fiyati kirinca rakiplerinize fark atmis olacaksiniz. Insanlar size gelecek ve sizden alacak mali. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dusunun bir kere, pazarda alisveris yapiyorsunuz. Oradan birisi bagirmaya basliyor: Domatesin kilosu 2 Lira! Sonra yandaki komsusu bakiyor, herkes ondan aliyor. O bagiriyor bu sefer: Bizde 1.95! Sonra teyzeler ucuz domatese hucum ediyorlar ve secmeye basliyorlar. Ilk pazarci bakiyor pazar elden gidiyor, avazi ciktigi kadar bagiriyor bu sefer: Damping burda abla! 1.80 oldu domates. Boyle boyle derken domatesin kilosu 1.20'ye kadar dusuyor. Kim kar ediyor? Ilk anda pazardaki teyzeler. Ucuza domates almanin verdigi huzurla evlerinin yolunu tutuyorlar. Sonra?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuccarlardan birisi daha buyuk is yaptigindan toptancidan domatesin kilosunu 1.00'e aliyor. Digeri daha kucuk, ancak 1.20'ye pazarlik edebiliyor. Eh fiyat dusmus 1.20'ye zaten. Nasil kar etsin taze tuccar? Edemiyor ve haftaya pazara cikamiyor. Digeri de kimse gelip domates satmasin diye fiyati 1.20'de tutmak zorundadir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simdi soyle dediginizi duyar gibiyim: "Be hey gafil ve cok bilmis adam! Peki ama bu durumdan kurtulmanin, durumu herkes icin karli hale getirmenin yolu hic yok mu? Madem durum bu, nasil oluyor da piyasada bu kadar mal bu kadar tuccar var ve herkes bir ekmek goturebiliyor evine?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevabin iki boyutu var. Birincisi herkes durumu biliyor. Eger fiyati cok kirarsa biliyor ki komsu da kiracak ve herkes zarar edecek. Onun icin herkes uc asagi bes yukari ayni fiyattan satiyor mali. Ucuza satana sosyal yaptirim uygulyorlar ve pazarda kimse yuzune bakmiyor. Sonucta giyatlar makul bir seviyede kaliyor esnaf adami icabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ikincisi urunlerde degisiklik yapiyorlar. Belki domateste bunu yapmak daha zor ama orada bile farkli domatesler cikiyor piyasaya. Kirmizi doamtes, turuncu domates, sari domates, Ayas domatesi, yemeklik domates, salcalik domates, uzum domates, visne domates vs vs. Boylece aslinda ayni urun uzerinden rekabet yapmamis oluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baska sektorlerde bu cok daha bariz gorulebilir. Mesela arabalar aslinda ayni sey. Dort tekerlekli ustu kapali bir yerden bir yere gitmeye yarayan teneke kutu. Ama kimisi aile arabasi, kimisi patron arabasi, kimisi cilgin genclige gore. Satilan mal temelde ayni sey ve ayni ise yariyor. Ama insanlarin algilari farkli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuc? Fiyat rekabeti kimseye fayda getirmez.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-7525760605799212978?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/7525760605799212978/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=7525760605799212978' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/7525760605799212978'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/7525760605799212978'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2007/05/fiyat-rekabeti-kime-yarar.html' title='Fiyat Rekabeti Kime Yarar?'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-4462207551954919319</id><published>2007-04-13T12:08:00.001-07:00</published><updated>2007-04-13T22:16:10.656-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Islam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Amerika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='camiler'/><title type='text'>Amerika'dan Cami Manzaralari</title><content type='html'>San Francisco resimleri ararken flickr'da aslinda bekledigimden cok daha fazla resim oldugunu farkettim. Sonra baktim, Amerika'daki camilerin de resimleri cekip koyanlar olmus. San Diego ile baslayan Amerika'dan cami resimleri...&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Flickr'dan abska resimler gormek icin &lt;a href="http://www.flickr.com/search/?q=islamic+center" target="new"&gt;buraya&lt;/a&gt; tıklayın.&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/34/71271248_2ee2d70041.jpg?v=0" alt="" width="400" height="315"&gt;&lt;br /&gt;Islamic Center of San Diego (Fotograf: Flickr)&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/25/36728211_cd895d4e87.jpg?v=0" alt="" width="400" height="315"&gt;&lt;br /&gt;Islamic Center, Toledo, Ohio&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/32/54183476_6218f532c7.jpg?v=0" alt="" width="400" height="320"&gt;&lt;br /&gt;Michigan&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/172/383895761_f1502a9734.jpg?v=0" alt="" width="400" height="280"&gt;&lt;br /&gt;Kiliseyle yan yana cami&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/9/75270664_ee55c9d864.jpg?v=0" alt="" width="400" height="300"&gt;&lt;br /&gt;Islamic Center, Georgetown, Washington D.C.&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/22/35090880_a4c3f69ff1.jpg?v=0" alt="" width="400" height="315"&gt;&lt;br /&gt;AICP, Philadelphia, PA &lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/50/133328112_d507686b4a.jpg?v=1156579055" alt="" width="400" height="300"&gt;&lt;br /&gt;Islamic Community Center, Tempe, Arizona&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/117/263743259_55e6e7eb48.jpg?v=0" alt="" width="375" height="500"&gt;&lt;br /&gt;Islamic Center, Washington DC&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/31/64656815_5a200ce3bb.jpg?v=0" alt="" width="400" height="300"&gt;&lt;br /&gt;Islamic Center of Daytona Beach, California&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/170/408998944_25eda77a83.jpg?v=0" alt="" width="400" height="300"&gt;&lt;br /&gt;Cleveland, Ohio&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/26/53620473_8dd5f2a6c1.jpg?v=0" alt="" width="400" height="300"&gt;&lt;br /&gt;Islamic Center of Central Pennsylvania&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/9/69184531_fd5feda212.jpg?v=0" alt="" width="400" height="300"&gt;&lt;br /&gt;New york&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/117/266327772_ef63f98097.jpg?v=0" alt="" width="400" height="294"&gt;&lt;br /&gt;Albuquerque, New Mexico&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/39/116162978_e6439d0d13.jpg?v=0" alt="" width="400" height="300"&gt;&lt;br /&gt;East Lansing, Michigan&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/33/100290986_c76f49c1ce.jpg?v=0" alt="" width="400" height="300"&gt;&lt;br /&gt;San Francisco, California&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/137/402451266_daa9afa160.jpg?v=0" alt="" width="400" height="300"&gt;&lt;br /&gt;Brighton Beach, New York&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/176/373008183_e0d3b17ccc.jpg?v=0" alt="" width="400" height="300"&gt;&lt;br /&gt;Islamic Center of Central Missouri&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/7/8826192_49adea77ee.jpg?v=0" alt="" width="400" height="320"&gt;&lt;br /&gt;Houston, Texas&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/27/57355513_664b76db30.jpg?v=0" alt="" width="400" height="300"&gt;&lt;br /&gt;Laramie, Wyoming&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-4462207551954919319?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/4462207551954919319/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=4462207551954919319' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/4462207551954919319'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/4462207551954919319'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2007/04/amerikadan-cami-manzaralari.html' title='Amerika&apos;dan Cami Manzaralari'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-3436740241576772145</id><published>2007-04-06T10:36:00.000-07:00</published><updated>2007-04-06T11:00:39.559-07:00</updated><title type='text'>San Francisco Istanbul'a Benzer mi?</title><content type='html'>San Francisco Nasil Bir Yer?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;California'da yasayip San Francisco'yu gormus pek cok arkadastan duydugum bir cumle var: "San Francisco Istanbul'a benziyor".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/77/156633304_a39778910b.jpg?v=0" alt="Goldengate Bridge San Francisco kopruleri kopruler" width="400" height="290" align=center&gt;&lt;br /&gt;Fotograf: Flickr'dan Alinmadir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanirim bircok sebebi olsa gerek bunun. En basta San Francisco ayni Istanbul gibi bir bogazda kurulmus. Buyuk Okyanus'u San Francisco korfezine baglayan bogazda. Tam o noktada ayni Istanbul'daki gibi bir kopru karsiliyor sizi: Goldengate Bridge. Bu kopruyu surekli kirmiziya boyuyorlar. Cogu zaman sisler icerisinde kaybolmus mistik bir havasi var koprunun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/9/12235670_b7b8441261.jpg" align="center" width=400 height=300&gt;&lt;br /&gt;Fotograf: Flickr'dan Alinmadir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahasi Bay Bridge korfezin bir ucundan otekine uzanip ikinci kopru havasini da veriyor sehre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/45/114455467_243ed4267c.jpg?v=0" alt="Alcatraz Adasi Alkatraz Kuscusu" width="400" height="300" align="center"&gt;&lt;br /&gt;Fotograf: Flickr'dan Alinmadir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korfezde adalar var. En unlusu hic kuskusuz Alcatraz adasi. Daha onceleri en azili haydutlarin kapatildigi, simdilerde San Francisco'nun en onmeli turistik merkezleri nden biri olan hapishane adasi. Hani Turkiye@de Alcatraz Kuscusu gibi filmelre mezhur olan ada hapishane. Ondan baska da birkac ada var korfezde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/70/232201167_ef62a4911b.jpg?v=0" alt="" width="400" height="326" align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diger ozelligi San Francisco'nun evleri. Kendine has degisik bir mimari tarzi var sehrin. Sikisik kucuk iki uc katli evler var sehirde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/96/399142084_8181aaf1fb.jpg?v=0" alt="" width="400" height="300" align="center"&gt;&lt;br /&gt;Fotograf: Flickr'dan Alinmadir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deprem bolgesi oldugundan New York kadar yuksek binalar, gokdelenler yok. Ama yine de sehir merkezinde pekcok yuksek bina var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/167/399548134_975f764bcd.jpg?v=0" alt="San FRancisco Coit Tower" width="400" height="300" align="center"&gt;&lt;br /&gt;Fotograf: Flickr'dan Alinmadir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Coit Tower sehrin yukek bir tepesine kurulmus eski bir yangin kulesi. Bugun sehri tepeden seyretmek icin guzel bir mekan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;San Francisco'nun en unlu ozelliklerinden birisi de sokaklari. Hani su filmlerde gordugumuz arabalarin atalayarak indigi merdiven tarzi sokaklar. Gercekten sehrin merkezindeki bircok sokak oyle. Temel sebebi merkezin yuksek tepeler uzerinde kurulmu olmasi ve sokaklarin tepenin yamaclari dueltilerek yapilmis olmasi. Merdiven gibi bir goruntu ortaya cikiyor tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://farm1.static.flickr.com/41/110438723_325fa94d3b.jpg?v=0" alt="" width="400" height="313" align="center"&gt;&lt;br /&gt;Fotograf: Flickr'dan Alinmadir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokaklarda insan gormek mi??? Guney California'da, hatta Los Angeles'da bile bunu gormek pek mumkun degil. Varsa bile genelde kendinizi cok guvende hissetmezsiniz gordugunuz bircok insanin yaninda. Ama San Francisco yollarda sokaklarda insan gorebileceginiz degisik bir sehir. Oraya gidince sanki California'dan cikmis gibi hissediyorsunuz kendinizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tipki Istanbul'a donmus gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de minareler olsaydi ...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-3436740241576772145?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/3436740241576772145/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=3436740241576772145' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/3436740241576772145'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/3436740241576772145'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2007/04/san-francisco-istanbule-benzer-mi.html' title='San Francisco Istanbul&apos;a Benzer mi?'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://farm1.static.flickr.com/9/12235670_b7b8441261_t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-2084019999514375278</id><published>2007-04-05T22:09:00.001-07:00</published><updated>2007-04-05T22:09:52.516-07:00</updated><title type='text'>Silikon Vadisi Silikondan mi Yapilmis?</title><content type='html'>Gecen hafta kendimize vesile bulduk, silikon vadisine bir ziyarette bulunduk. Silikon vadisi dedikleri iki yani yuksek tepelerle cevrili genisce bir ova. Alt tarafinda San Jose sehri var. Bu San Jose aslinda San Hoze diye okunuyor. Ben ilk defasinda San Jose diye soyleyip yuzumun hafiften pembelestigini hissetmistim. San Francisco tarafina dogru giderken Sunnyvale, Santa Clara, Mountain View, Palo alto gibi bir kisim sehirlerden geciliyor ve vadiden cikiliyor. Ozellikle ilk defa gidiyorsaniz bu vadinin en ilgi cekisi yani yolda neyle karsilasacaginizin pek belli olmamasi. Sadece internette gormeye alisik oldugunuz sirketlerin ete kemige burundugunu farkediyorsunuz birden. Yolun kenarinda Microsoft diye bir tabela cikiyor karsiniza. Google goruyorsunuz ilerde bir yerlerde. Ya da mor renkli binalariyla Yahoo dikiliveriyor ikiz kuleleriyle karsiniza. Akliniza gelebilecek belli basli tum teknoloji sirketleri oralarda bir yerlerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silikon vadisinde birkac sirket ziyaret ettik. IBM en ilginclerinden biriydi. "Bilgisayar" kavraminin kesfedildigi binalarda bulunmak insana degisik duygular veriyor. Google'a da gittik ve bizi kafeteryalarda dolastirdilar. Kahvaltinin ardindan binalari gezdirdiler. Insanlarin yiyecekten 30 metreden fazla uzak kalmasini istemiyorlarmis. Tum binalarin altinda yemekhane ve cesit cesit iceceklerin bulundugu kocaman buz dolaplari var. Her katta kucuk mutfakciklar ve abur cubur atistirmak icin smedginiz kadar cok yiyecek avr her yanda. Yahoo'ya gidince farki net oalrak gorduk: Yahoo'da kola almak icin bile bozuk para atilan makinelere gitmek gerekiyor. Calisanlarin motivasyonu acisindan ciddi bir fark oldugu acik olarak ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ama silikon vadisini silikon vadisi yapan ne? Gecenlerde Hotmail'i kuran Hintli Sabeer Bhatia abimiz okulumuzu tesrif etmisti ve ilginc birseyden bahsetti vadi hakkinda. Dedi ki, sirketi ilk kurduklarinda mobilya alirken mobilyaci mobilyalari maliyet fiyatina vermis ve kari da hotmail hissesi olarak almis. Baka bir deyisle riski paylasiyor herkes. Bir sirket kuracaksaniz eleman bulmak da yatirimci bulmak da dunyanin abska her yerinden daha kolay orada. Siz sirketinizin belli bir kismini onlarla paylasiyrosunuz, onalr da paralarini ya da emeklerini. Eger batarsa herkes kaybediyor, cikarsa herkes zengin oluyor. Hotmail'i kurarlarken bir arkadasinin oglu yaz tatilinde 3-4 ay yanlarinda calisip cay getir gotur isleri yapmis. Karsiliginda da maas yerine biraz hisse vermisler. Hotmail Microsoft'a satilinca cocuk 250,000 dolar almis hisselerinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkiye'de sekizinci silikon vadisini kurmak mumkun mu? (Ikinci demiyorum, zira ikinci ucuncu ve dorduncu zaten Amerika'da. Sonra Hindistan, Rusya, Cin ve Avrupa ulkelerinden bize sira gelirse belki de 18. vadiyi kurmak bize kaliyor)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkiye de silikon vadisi kurulamaz. En zindan su anki mevcut yapi, kanunlar ve insanimizin kulturuyle bu mumkun degil. Kisa yoldan kose olayim, voleyi vurayim mantigi hakim oldugu ve risk almak istenmedigi surece bir vadi bize gore is degil. Hangi mobilyaci sizin sirkete mali maliyetine verecek de sonra kari hisse olarak alacak? Hangi zengin adam batma ihtimali %98 olan bir ise yuzbinlerce dolar yatiracak? %98'i gecelim, batma ihtimali %50 olan bir ise para yatiracak kac kisi avr Turkiyede? Sonra kac bilgisayar muhendisi ayda 2000 dolar almak yerine 1000 dolar alip kalan maasini olmayan sirketin gazete kagidi kadar kiymeti olmayan hisseleriyle alacak? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vadinin bir baska guzelligi bu mevsimde her yerin yemyesil olmasiydi. Buyuleyici bir atmosferi avrdi. Daglar, tepeler, yolalrin kenarlari baharin gelisiyle yemyesil olmus. Uzaktan ilk gorunce suni oalrak yesillendirilmis golf sahasi sandik. Sonra golf sahasinin haddinden fazla buyuk olduguna hukmettik. Nihayet yesilligin tabii oldugunu farkettik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vadi guzel yer. Belki fakire ekmek cikar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-2084019999514375278?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/2084019999514375278/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=2084019999514375278' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/2084019999514375278'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/2084019999514375278'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2007/04/silikon-vadisi-silikondan-mi-yapilmis.html' title='Silikon Vadisi Silikondan mi Yapilmis?'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-2411010009490287031</id><published>2007-02-20T02:25:00.000-08:00</published><updated>2007-02-24T00:24:40.559-08:00</updated><title type='text'>Kilisede Çağrı Filmini Seyretmek ...</title><content type='html'>Pazartesi akşamı Tustin'de bir kilisede Çağrı filmini seyrettik. Kıymetli bir abimizin iş yerinden bir arkadaşı kendisinden İslam hakkında bir film isteyince o da Çağrı filmini takdim etmiş. Adamcağız önce kendi seyretmiş sonra da heyecanla bizim abiye gelmiş "Bunu kesin bizim kilisenin cemaatine seyrettirmemiz lazım!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bir önceki hafta başlamışlar seyretmeye. Yarıdan sonra bırakmışlar. İkinci kısımda bu fakir de bulundu hasbelkader. Uhud savaşından itibaren seyrettik filmi birlikte. Film bittiğinde etkilendiklerini gözledim gavurların. Teyzelerden birisi başka kilisedenmiş aslında. "Bunu bizim kilisenin cemaatına da seyrettirmek lazım" dedi bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikalıların kafası çok karışık. Filmden sonra sorualr sormaya başladılar. Sorular hemen hep Irak saaşı etrafında gelşti. Neden şiiler ile sünniler birbirini öldürüyor, neden intihar bombacıları avr, İslamda adam öldürmek avr mı, neden bizim askerimiz öldürüyorlar. Sonunda fakir dayanamadı patladı, "Yahu kardeşim, siz bana siyasi meselelerden bahsediyorsunuz. Belki de sizin gördüğünüz aslında gerçek değildir, belki de hayal görüyorsunuz." Sonra içlerinden bir amca "Boyalı basında yazanlara inanmayın, onlar çıkar için yazıyor" dedi. Sonra papaz destek verdi "Müslümanlar da sizin benim gibi bir ademoğlu aslında". Birisi "Bunların adam öldürmesi müslümanlıklarından, burda niye birbirimizi kesmiyoruz biz?" Cevap yine cemaatten geldi "Amerikan iç savaşını unutma sakın".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkili görüşmelerde en çok sesi çıkan amcanın daha bir yumuşadığını, "Belki de bu kadar insan birşey diyorsa vardır bir bildikleri" noktasına geldiğini farkettim. Bana sordu "Geçenlerde Türkiye'de El-Kaide yakalanmış 3 tane. Sizin hükümet neden bunlara engel olmuyor?" Dedim ki "Peki sizin hükümet neden 11 Eylüle engel olmadı? O da sizin burda olmuştu hatırlarsan. Bu işler öyle kolay değil. Sağda solda iki üç adamcdan bahsediyoruz. Herkesin peşine bir polis mi takacağız. Sonuçta yakalamışlar işte" Adamcağız hak verdi biraz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağrı filmi huşu içinde seyrettik. Ayrılırken herkesten memnuniyet kelimeleri işittik. Bin kere teşekkür ederek ayrıldılar. Sonrasında filmi ve İslamı doğrudan konuşmadıysak da faydalı olduğunu anladık. Fakir açısından fayda büyük. Uzun zamandır ilk defa Amerikan milletinin içine karşıp siyasi nabız tuttu. Neticede anlaşıldı ki kilise cemaatinin kafası son derece karışık.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-2411010009490287031?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/2411010009490287031/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=2411010009490287031' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/2411010009490287031'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/2411010009490287031'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2007/02/kilisede-ar-filmini-seyretmek.html' title='Kilisede Çağrı Filmini Seyretmek ...'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-3220489044349836494</id><published>2007-02-15T01:30:00.000-08:00</published><updated>2007-02-15T01:38:12.754-08:00</updated><title type='text'>Fuat Hoca'yla Hasbihal</title><content type='html'>Fuat Hoca'yla Almanya'daki Türklerin durumunu konuşuyoruz MSN üzerinden. Kendisi hafız hem de ilahiyatçı aydın bir genç adam. Almanya'ya tayin oldu bir süre önce. Orada Türklerin derdine derman oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce insanların ilgisizliğinden, dünyaya dalmışlığından yakınıyor. Herşey saate göre yapılıyor, dakikaların hesabını tutuyor insanlar diyor. Dost ile hemhal olmak mazide kalmış artık. Hepimiz öyle değil miyiz diyorum biraz mahcub. Her konuşmaya başladığımızda ilk ayrılmak isteyen ben olduğum aklıma geliyor, yüzüm kırmıznın değişik tonlarında gidip geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gençlere eğilmek lazım diye konuşuyoruz. Gençler bizim geleceğimiz. Onları dinlemek, gönlünü hoş tutmak lazım diyor fakir. Sonra ben ilave ediyorum: onların istediği türden faaliyetler olsun. Fuat hoca ekliyor: ben zaten bildiğiniz hocalardan değilim. Onlar için koşturuyrouz. Geziler düzenlemişler şimdiye kadar. Spor müsabakaları, yarışmalar. "Ne güze dostlarım var, Allah hepsinden razı olsun" diye geçiyor fakirin aklından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Almanya'daki ve Amerika'daki Türk ailelerin çocuklarında Türkçe sorunu olduğunu konuşuyoruz. Diyorum ki "Onlar aslında Almanya'daki Türk çocukları değil, Türkçe konuşan Almanyalı müslümanlar". Belki de Türkçe bilen demek lazım. Çünkü çoğu babasıyla dahi Almanca konuşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahi ne yapmalı bu gençleri? Birçokları pek de ciddi bir tedrisat görmemiş ailelere doğmuşlar. Kırşehir'in Çiçekdağı'ndan, Konya'nın Tavşançalı'sından gelmişler babaları anaları. Çiçekdağı güzel yer. Baharda çiçek açar her taraf. Hele Ayşe ebenin tandırından gelen yufka kokusu yok mu! Madımak olsa da Ayşe Ebe'ye götürsek, taze yufkaların arasına dürüm yapsak, sonra da hep beraber yesek. Ya kışın? Arabaşı olsa da yutsak hep beraber. Ama Münih büyük şehir. Hem dağlarında çiçek açsa da madımak olmaz ki... Rahmetli Ayşe Ebe öleli beri tandırın kapısını açan da yok. Hem gençlerin nüfus kağıdında doğum yeri Almanya yazıyor. Ayşe Ebe'nin madımaklı dürümünü yemek şöyle dursun, rahmetliyi tek tük hatırlayanlar da çocukken yazın 20 günlüğüne köye gittiklerinde beli bükülmüş bir yaşlı ebecik olarak görmüşler. Ama o madımaklı dürümler babaların burnunda tüter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madımaklı dürümle Münih bağdaşır mı? Peki bunu babalara nasıl anlatırsın? Üstelik ne demiş atalar, kuş yuvada gördüğünü işler. Hani yaramazlık yapınca, aşırıya gidince babası eline alırdı ya sopayı. Eh garipler yuvada öyle görmüşler, saçını uzatan, kolye takan, kız arkadaş arayan oğullarını, oğlanlarla konuşan kızlarını aynı usul terbiye etmeye kalkıyorlar. Çiçek dağında çalışan terbiye usulleri Münih dağlarında yankılanıp geri babaya dönüyor. Ne yazık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gençleri "Türkçe bilen Almanyalı müslümanlar olarak değerlendirmeli" diyorum Fuat hocaya tekrar. Onların kültürü farklı. Ne kadar mürekkep yalamış da olsak, sen ve ben gavurca lisanları su gibi de konuşsak, sen ve ben başkayız. Biz hasbelkader Almanya'ya, Amerika'ya vasıl olmuş Türkleriz. Ama onların kafa kağıdında bir hane var senden benden farklı: doğum yeri Almanya yazıyor. Ciddi fark.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde super bowl oldu bu Amerikanyada. Bu benim gördüğüm 5. super bowl. Hala da ne olduğunu anlamışlığım yok. Ama buralarda hayat duruyor super bowl olunca. Sonra baktım, cuma hutbesinde üniversitemizin gençlerine hitap eden genç imam super bowl'dan bahsediyor. Bana değişik geldi. Sonra aklıma geldi, onların kafa kağıdında benden farklı birşey yazıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanca'nın pekçok kavramı anlatmakta yetersiz kaldığından bahsetti Fuat Hoca. Hakkı var, bu fakir de gavurlara birşey anlatacak olsa, hangi kavramı nasıl anlatırım diye kıvranıyor. Müslümanlarla konuşmak kolay. Rahmet tüm dillerde Rahmet. Mescit, o da öyle. Ezana herkes ezan diyor. Cennet de hepimizin ortak arzusu. İngilizce de konuşsak müslümanlarla, ezana ezan diyoruz. Hem artık pekçok İngilizce kelime müslümanca manalar ifade etmeye başlıyor. En azından müslümanlar için. "Bounty" dendiğinde insanların aklına "Allah'ın nimeti" geliyor. Rabbimizin "Merciful (Rahman)" olduğunu hepimiz anlıyoruz artık. Demek ki kavramları islami kavramlarla yüklemek ancak kullanmakla mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra diyorum Fuat Hocaya, bundan 1500 sene önce senin ve benim dedem bozkırlarda at koştururken "Rahmet" diye bir kelimeyi bilmiyordu. Şimdi bozkırlarda at koşturanlar birbirine "Rahmet" diye teşekkür ediyor. O zaman "Namaz" kılan da yoktu. Çünkü "Peygamber" gelip onlara "din"i anlatmamıştı. "Ahiret"e inanmıyorlardı ve "Cennet" yerine bazıları bir "uçmak"dan bahsediyordu. Çünkü onlar "müslüman" değildiler. Türkçe o zamanlar bir İslam dili, İslami bir medeniyetin, İslami bir edebiyatın yapı taşı değildi. Ne zaman ki eli öpülesi insanlar Türklerin arasına girip onlara "din"den "iman"dan bahsetti, Türkler önce bu kavramları öğrendi, sonra da kabullendiler. Şimdilerde müslüman olsun olmasın, dinin özünü bilsin bilmesin, tüm Türkler "merhamet"in ne olduğunu bilir. Atesitler bile ölenleri için demokrasi "şehid"i demekten geri durmaz. Demek ki bir dil zamanla ve ancak doğru kullanılırsa İslami kavramlarla yüklenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra düşünüyorum da, güzel memleketim benim yurdum. Ben oraya aidim. Gavuristan'da kalsam da, kısa vadede dönmeyi düşünmesem de, kalbimin yarısı orada. Ama benim dedem 1000 sene önce dünyanın başka bir yerini aynı benim Türkiye'yi sevdiğim ve sahiplendiğim gibi seviyor ve sahipleniyordu. Münih'te doğan ufaklıkların gözünde Çiçekdağı artık Kafdağı'nın ardındaki dağ. Onlar münih dağlarında biten çiçeklere aşık olmuşlar. Hem o dağda madımak da bitmez ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fuat Hoca hem hafız, hem okmuş bir hoca. Fuat Hoca aydın hoca. Gençlerin derdini bilen hoca. Allah Fuat Hoca'nın yardımcısı olsun...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-3220489044349836494?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/3220489044349836494/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=3220489044349836494' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/3220489044349836494'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/3220489044349836494'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2007/02/fuat-hocayla-hasbihal.html' title='Fuat Hoca&apos;yla Hasbihal'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-8859777086661382519</id><published>2007-02-12T20:59:00.000-08:00</published><updated>2007-02-14T16:45:49.445-08:00</updated><title type='text'>El-Hikayet üs-Seyahat İla Beled-i Vancouver</title><content type='html'>&lt;a href="http://blog.osmanlimedeniyeti.com/2007/02/Vancouver-1.jpg"&gt;&lt;img src="http://blog.osmanlimedeniyeti.com/2007/02/Vancouver-2.jpg" align="center"/&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yağmur yağıyor yağmur da başıma tane tane…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havaalanından çıktık, kiralayacağımız arabayı almak üzere otopark içerisinde ilerliyoruz. İlk bakışta ABD’den farklı görünmüyor hiçbir şey. Sonra birden dikkatimi çekiyor. Kapıların üzerinde Amerika’daki gibi “Exit / Salida” yerine “Exit / Sortie” yazıyor. Demek Fransızca etkisi var buralarda. Demek ki etrafta Meksikalılar yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arabayı teslim alıp yola çıkıyoruz. İlk anda trafikte zorlanacağımı düşünüyorum. Ama beklediğim olmuyor. İşaretler hemen hemen aynı. Trafik usulü benziyor. Tek sorun, yağmur yüzünden görüş mesafesinin daha daralmış olması. GPS cihazımızın yardımıyla oteli zorlanmadan buluyoruz. Gavurlar onu da yapmış vesselam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolda giderken ilk dikkatimizi çeken şey etrafta son derece fazla Çince tabela olması. Biraz ilerleyince aralarda Vietnamca, Korece ve Japonca tabelalar olduğunu da fark ediyoruz. Bazı bölgelerde biri biraz artıyor gibi oluyor, sonra öteki göze çarpmaya başlıyor. Ama Çince hep çoğunlukta. Otele varana kadar 10 km boyunca sürekli Asyaca tabelalar. “Acaba Yanlışlıkla Çin’e mi geldik?” diye soruyor eşim. Sonradan öğreniyoruz, 1997’de Hong Kong İngiliz hakimiyetinden Çin hakimiyetine geçecek diye Hong Kong’lu Çinliler Vancouver ve havalisine göç etmişler. Genelde varlıklı insanlar olduklarından onların gelmesiyle başta ev fiyatları olmak üzere tüm fiyatlar artmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otelin karşısında Safeway var. Güney Kaliforniya’da adı Vons olsa da Safeway tanıdık marka. Benim stajım vesilesiyle San Jose’de kalırken orada çok alışveriş etmiştik. Helal yemek bulabilir miyiz diye düşünürken Safeway görünce memnun oluyoruz. Yalnız alışveriş sırasında fark ediyoruz ki Kanada’da Amerika’daki kadar Yahudi egemenliği yok. Amerika’da malların üzerinde Yahudi şeriatına uygunluğu gösteren Koşer olduğuna dair bir işaret bulunur. Su dahil her malda bulabilirsiniz bu işaretleri. Helal yemek isteyenler için oldukça faydalı bir araç. Kanada’da olmaması işimizi zorlaştırıyor. 15-20 dakika boyunca yenilebilir bir ekmek arıyoruz. “Yenilebilir ekmek” de ne demek diyecekler için söyleyeyim, ekmeğe bir çok muhtemel hayvansal madde yanında insan saçı bile katıyorlar. Hem de hemen hemen tüm ekmeklerde bulunuyor bu madde: L-Cysteine. Sonunda biraz pahalı olsa da farklı unlardan yapılmış ve içindekiler yenilebilir bir ekmek buluyoruz. Mideler bayram edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vancouver köy havasında büyük şehir. Kaliforniya’dan farklı olarak yüksek binalar var çokça. İnsanlar 15-20 katlı apartmanlarda yaşıyorlar. Ama iki katlı evler de çok. Bizim oralardan farklı olarak Avrupa’daki gibi bir şehir merkezi kavramı var. Gece 10’da Downtown’da dolaşıyoruz arabayla. Sokaklar insan dolu. Ellerinde kahveleri, gençler sohbet ederek dolanıyorlar. Binaların altında dükkanlar var, çok ilginç. Sonra o dükkanlardan alışveriş de yapıyoruz. Fiyatlar çok pahalı. San Diego’dan gelmiş bizler bile elimizi cebimize atmaya çekiniyoruz fiyatları görünce. Downtown’da “Saatchi” adında bir dükkan görüyoruz. Kapısında kocaman “Since 1925” yazıyor. Ermeni olduğuna hükmedip önünden geçip gidiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Downtown’ın hemen yanında Stanley Park adında bir parkları var. Dünyadaki en büyük şehir içi parklardanmış iddia doğruysa. Ağaçlık hoş bir yer. Körfezin karşısından şehre bakıyorsunuz parkta. Parktaki küçük dükkandan Vancouver hatırası buzdolabı süsümüzü alıyoruz ve yolumuza devam ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vancouver bir adalar şehri de denebilir. Okyanus kenarında olması ve nehirlerin ağzında kurulması sebebiyle şehirde birçok köprü var. Stanley Parkı’nın sonundaki büyük köprüden geçip West Vancouver ilçesine varıyoruz. Burada Asyaca tabelalar sadece lüks olduğu her halinden belli restoranlarda var. Belli ki burası beyaz adamın mahallesi. Deniz kenarındaki Marine caddesinden geçip yolumuza devam ediyoruz. Malikane benzeri evler arasından geçiyoruz. Manzaralar çok güzel. Kuzeyde ne varmış, bu fakir merak eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İleride yol 99 numaralı şehirlerarası yola birleşiyor. Sonradan öğreniyoruz ki Vancouver’da otoyol yok. Sadece şehrin doğusundan geçen 1 numaralı yol var. Amerikadan gelen 5 numaralı otoyolun devamı. O da West Vancouver’da son buluyor. 1960’larda şehir ahalisine sormuşlar, otoyol yapalım mı diye. Yapmama yönünde karar çıkınca şehirden otoyol geçmemiş. O yüzden 99 otoyol değil. Kuzeyde önce Squamish ardından da Whistler kasabalarına gidiyor yol. Squamish denizin bittiği yer. Küçük bir kasaba. Durup benzin alıyoruz. Benzinci Hintli. Kanada dünyanın en çok göçmen alan ülkesi ne de olsa. Ve dahi dünyada yaşayan her 5 insandan biri Çinli, diğeri Hintli. Şaşılacak bir şey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Whistler 2010 kış olimpiyatlarının yapılacağı bir turist şehri aslında. Dağların arasında karlı buzlu bir yer. Vakit darlığından biraz dolanıyoruz. Buz tutmuş göllerin kenarında durup fotoğraf çekiyoruz. Ve dönüyoruz. Akşam oluyor artık. Karanlığa kalmamalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam helal yemek yiyecek yer arıyoruz. Birkaç yer denedikten sonra bir Pakistan lokantasında karar kılıyoruz. Helal yemek yenecek yerler neden hep hijyen konusunda sıkıntılı olur ki? Hani temizlik imandandı? Yoksa bizim imanımızda bir sorun mu var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vancouver’da Türk arkadaşlar da buluyoruz. Hepsi de çok kıymetli insanlar. Ticaretle uğraşıyor birçoğu. İçlerinde 15-20 senedir orada olanlar olsa da yeni yeni düzen kuruyorlar. İşini büyütmeye çalışıyor bazıları. Bazıları da tutunacak bir dal bulma peşinde. Vize almaya çalışanlar, yolunu tutturmaya çalışanlar. Türk pasaportu da keşke dünyanın her yerinde geçseydi. Eşim Macaristan’a gidecekti iş için. Vize gerektiğinden gidemedi. Bu Macaristan ki Mohaç meydan muharebesinden sonra 150 sene “bizim” olmamış mıydı? Şimdi giriş için vize soruyorlar. Heyhat…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vancouver güzel şehir. Belki de gelecekte evimiz olur, kim bilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-8859777086661382519?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/8859777086661382519/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=8859777086661382519' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/8859777086661382519'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/8859777086661382519'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2007/02/el-hikayet-s-seyahat-ila-beled-i.html' title='El-Hikayet üs-Seyahat İla Beled-i Vancouver'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-4316422233518468182</id><published>2007-01-25T13:25:00.000-08:00</published><updated>2007-01-25T13:26:33.077-08:00</updated><title type='text'>Sony San Diego Tesislerine Bir Ziyaret İzlenimleri</title><content type='html'>Bugün Sony'nin Rancho Bernardo'daki tesislerini ziyarete gittik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MBA yapmaya başlayınca herşeyin derslerden ibaret olmadığına karar verip sosyal faaliyetlere de ağırlık vermenin yerinde olacağını düşündüm nedense. Varsın tüm notlarım A olmasın, ne çıkar. İnsanlar işe adam alırken mezuniyet ortalaman ne diye sormuyorlar neticede.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhtelif milletlerden arkadaşlarla Tech Club adı altında bir kulüp kurduk UCSD Rady School of Management bünyesinde. Kulüp dediğim, bu fakir gibi 5-10 tane geek bir araya geldik, bir takım faaliyetler yapmaya karar verdik. Okulun onaynı alıp bize karışmayacaklarından emin olduktan sonra ilk adımı attık. Sony USA'in başkanı Stan Glasgow okulumuzu teşrif ettiklerinde bu fakir adamcağızın yakasına yapıştı. İlla size gelip bir çayınızı içecez diye. Garip adam ne yapsın peki demek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kaç haftalık email trafiği ve hazırlıktan sonra bugün nihayet gittik ziyarete. Çay vermediler kaba adamlar gerçi ama olsun. Gavur milleti ne anlar çaydan deyip biz işimize baktık.&lt;br /&gt;Önce Sony'nin neleri içeride yaptığını, neleri dışarı havale ettiğini anlattılar. Anlaşılan o ki, mümkün olan herşeyi imkanlar ölçüsünde dışarı havale ediyorlar. Herkes gibi onlar da Çin'de yaptırıyor herşeylerini. Sadece yüksek teknoloji, Çin'de yaptırmaya kıyamadıkları ürünleri ve Amerikan pazarına hemen girmesi gereken dizüstü bilgisayar gibi ürünleri San Diego'da yapıyorlarmış. Amerika içinde birçok yerde üretim tesisleri var. Ayrıca özellikle Amerikan pazarına yönelik Meksika'da 10,000 kişinin çalıştığı tesisleri varmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize VAIO marka laptop bilgisayarların üretimini gösterdiler. 5 farklı üretim alanında elle yapılıyor herşey. Aslında otomasyon'un çok fazla olmaması bizi biraz şaşırttı. Ama yine de Amerika'da her zaman üretim görmüyoruz. HErkesin ilgisini çekti sanırım yüzlerce laptop bilgisayarın harıl harıl çalışan Hispanik işçiler tarafından imalatı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Bir Senior VP amcamız (Rick Clancy) bize Sony'nin stratejileri konusunda bilgi verdi. Daha ziyade soru cevap şeklinde geçti aslında. Bilgisayar ve küçük elektornik aletler pazarları artık istedikleri karı getirmiyormuş. Şimdilerde LCD televizyonlar ve PS3 ve PSP gibi ürünlere ağırlık veriyorlarmış. Bir yandan Sony Pictures, Sony Music gibi yan kuruluşları güçlendirirken, bir yandan da onları diğer Sony ürünlerini pazarlamak için kullanıyorlarmış. Mesela 007 Casino Royale Filminde VAIO bilgisayar çok çnemli bir yer tutuyormuş. Yakında çıkacak Spiderman 3 filminde pekçok Sony ürünü tanıtılıyormuş. Bunun yanında bazı laptop modellerinde Sony Pictures yapımı filmler yüklü olarak geliyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Apple Ipod'un kendilerine ciddi bir darbe indirdiğini de söyledi amcam. Ayrıca Blue Ray - HD DVD rekabetinş kazanacaklarını da. Birisi kalkıp Beta - VHS savaşında da öyle demiştiniz deyince bu sefer neden kazanacaklarına dair pekçok sebep söyledi. Temel olarak artık başkalarıyla ortak çalışmayı daha iyi biliyorlarmış. Tabii görücez artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıkarken belki kenarda köşede kalmış bir Sony Walkman filan verirler diye bekledik ama elimiz boş ayrılmak zorunda kaldık. Yine de orada olmak güzeldi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-4316422233518468182?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/4316422233518468182/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=4316422233518468182' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/4316422233518468182'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/4316422233518468182'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2007/01/sony-san-diego-tesislerine-bir-ziyaret.html' title='Sony San Diego Tesislerine Bir Ziyaret İzlenimleri'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-8994674456810856984</id><published>2007-01-22T00:44:00.000-08:00</published><updated>2007-01-22T01:13:50.102-08:00</updated><title type='text'>Bir Garip Öldü Diyeler ...</title><content type='html'>Gavuristanda olmanın iyi mi kötü mü olduğuna bir türlü karar veremediğim bir yönü var: ahvalden geç haber almak. Hrant Dink ölmüş, ben iki gün sonra duydum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım ülke olarak insanları, insanlarımızı kendimize küstürmek konusunda epeyce mahiriz. Millet-i sadıka diye anılan bir milleti çok da kısa sayılabilecek bir süre içinde Türkiye'nin başlıca düşmanları arasına sokmak kolay iş değil. Mahir olduğumuzu söyledim diye darılmayın ne olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hrant Dink kimdir, bilmem. İsmini duymuşluğum var elbet. Lakin oturmuşluğum, konuşmuşluğum, yazılarını okumuşluğum yoktur. Hadiseden sonra dolaştığım internet siteleri bir garip yetim Anadolu çocuğu portresi koydu önüme. Yetimhanede büyümüş Türkiye sevdalısı bir Ermeni. Böyleleri bazı zavallıların sandığından çok çok daha fazla avr piyasada. Keşke akıl etseler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fountain Valley'de McFadden caddesi üzerinde Arı Market diye bir market vardı eskiden. Adnan Abi'nin Hamle Market'inde Türk usulü çay bardağı aramıştık da bulamayınca bize "Belki Arı'da vardır" diye yerini tarif etmişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orta büyüklükte bir bakkal dükkanı. Kapıdan içeri girince sağda bir amca dururdu. İlk gittiğimizde biraz gavurca kouştuktan sonra "Türkçe biliyor musunuz?" diye sormuştum. Gayet güzel bir İstanbul Türkçesiyle "Tabii ki" diye söze başlamıştı amca. Adı neydi bilmem. Sonradan dükkanı kapatıp toptancılığa ağırlık verdiler zaten. Alışveriş için her gittiğimizde hatır sorardık. "Allah'a çok şükür iyiyim. Siz nasılsınız?" derdi amca arkasında asılı haçlara aldırmadan. İyi olduğumuzu duyunca "Allah iyilikler versin" derdi. Türkiye'den Amerika'ya göçeli yirmi yıl oldu demişti o zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;California Türklerinin çokluğuyla bilinen bir eyalet değil. Şimdilerde şükür sayıca çoğaldık, bazı şeyler daha kolay. İran marketlerinde de olsa İçim peynir, Maramrabirlik zeytin, Çaykur Rize çayı gibi memleket esintileri bulunuyor çok şükür. Ama ilk zamanlar bunlar sadece Ermeni marketlerinde bulunurdu. Zaten marketi açan da Ermeniler, dikkat ediniz. Hani dedik ya Türklerin sayısı öyle fazla da değilken güllaç bile satan marketin müşterisi acep kim ola ki? Süleyman abi bir defasında "Şu Ermeniler de olmasa bu dükkan çalışmaz" demişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Abi'nin patronu Ermeni. İşimiz düşüp gidince muhabbete başladık bir defasında. Annesi Antepliymiş, Lübnan'da doğmuş kendisi. Hiç Türkiye'ye gitmemiş. "Ama" dedi "Annem Türkçeyi belletti bana". Tüm muhabbet sadece Türkçe geçti tabii ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir defasında Newport Beach'e çay içmeye gitmiştik. Denize karşı muhabbet edip çay içerken yan tarafta 60'lı yaşlarında birkaç amcayla teyzenin oturduğunu farkettik. Çıkaramadığımız bir dil konuşuyorlar. Arapça değil. Farsça'ya benziyor ama o da değil. Biz kendi aramızda ne olabilir diye tartışırken içlerinden birisi söze karıştı benim konuştuğumdan daha güzel bir İstanbul Türkçesi'yle. Sonra Ermeni olduklarını anladık. Bir yandan Ermenice söylediler, karşıdan Türkçe cevap verdiler. Türkçe başladı Ermenice devam ettiler. Belli ki İstanbul'dan gelmişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'den bir misafirimizi bir parka pikniğe götürmüştük bir seferinde. Ömründe ilk defa Amerika'ya gelmiş birkaç günlüğüne. Yanda kalabalık bir grup Ermeni mangal yakmış piknik yapıyor. Sonra teybe kaset koyup çalmaya başladıklarında ilk şoku atlattıktan sorna misafirimizin ağzından çıkan ilk cümle şu oldu "Amerika'da bile kurtulamadık şu Nalan'dan".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı zavallılar Ermeni öldürmeyi maharet mi sayıyordu? Hem de milliyetçilik adına. Peh, güleyim bari.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-8994674456810856984?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/8994674456810856984/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=8994674456810856984' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/8994674456810856984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/8994674456810856984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2007/01/bir-garip-ld-diyeler.html' title='Bir Garip Öldü Diyeler ...'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-6342231274130314058</id><published>2007-01-16T12:35:00.000-08:00</published><updated>2007-01-16T13:17:57.458-08:00</updated><title type='text'>Veni, Vidi, Vici</title><content type='html'>Türkiye'den dödüm nihayet. Bloguma yazı ekleme tarihlerime baktım da bir ayı geçmiş yazı eklemeyeli. Eh neredeyse o kadar zaman Türkiye'de kalıp bir de vakit çok yoğun geçince dostlar kusura bakmaz inşaallah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye hem değişmiş, hem değişmemiş. Eh iki buçuk sene az zaman değil. Değişen şeyler görmek şaşırtmadı beni. Uçak Esenboğa'ya inmek için havada dolanırken baktım gece karanlığında yollar bir ayrı parlıyor. Birçok kavşak yapılmış Ankara'ya. Uçaktan bakınca bile çehresi değişik geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra babamla arabada eve giderken çocukluğumun geçtiği mahallelerden geçtik. Gözüme bir tuhaf göründü binalar. Sıkıntı mı desem, bunaltı mı desem. Sanırım doğru ifade şu: nefes almaya fırsat veremeyen taş yığınları. Neden bizim memlekette de evleri ağaçların arasına yapmazlar da iki bina arasındaki üç metrelik karanlığa kuruyacağı dikilirken belli boynu bükük bir kavak ağacı dikmeye uğraşırlar? Acaba sorun sadece imkan meselesi mi yoksa biz kendimize hak ettiğimiz kıymeti vermeyi bilmeyen bir millet miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz dinlenip dışarı çıkınca kendi kendime daha önce hiç bir zaman demediğim birşeyi dedim "Ankara trafiğinden Allah'a sığınırım!" insanlarda bir sabırsızlık, gereksiz bir telaş. Işığın hangi renk yandığını umursayan yok ortalıkta. İki şeritli yollara zaten iki sıra parkedip gitmiş arabalara sürtmemek için arabasını sırtına alıp gidesi geliyor insanın. Bu fakir ki yalnızca gavuristana gitmeden önceki iki ayda beş bin kilometre araba kullanmışlığı var Türkiye'de, bu fakir ki gavuristana geldiğinden beri dünyanın çevresini iki buçuk defa dolanacak kadar direksiyon sallamış, Ankara'da sık sık söylendi kendi kendine "Ankara trafiğinden Allah'a sığınırım!".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir iş için notere gitmek vacip oldu. Muhterem pederim noterlerin devlet dairesi olmadığını, özel işletmeler olduğunu söylüyordu yolda. İçerisi boş olduğu halde, masasında boş oturduğu belli olduğu halde bir memur ablaya yaklaştık, selam verdik. Bize karşı masadan sıra alacaksınız dedi selamımıza karşılık. "Özür dileriz abla , rahatsızlık vermek istememiştik" diyecektim ama neyse dedim. Sonra karşıdaki ablaya gittik "Bir kimlik verin" diye emretti yüksek perdeden. Utana sıkıla kafa kağıdımı uzattım. Aldı baktı, "Kenara geçip bekleyin" buyurdu. Sonra benim kafa kağıdını alıp karşıdaki memur ablaya verdi ve sıra bize geldi. Neden bu işler böyle kine?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankaya para yatırmak lüzumu hasıl oldu. Malum fakir yıllardır gavurların bankasına para yatıra yatıra Türk bankasında hesabı kalmamış. Gidip bir hesap açtırdı. Sonra "İnternet hesabı almak için karşıdaki bayanla görüşeceksiniz" buyurulduğundan (Valla isteyerek değil) o masada oturan ben yaşlardaki memure ablamızı rahatsız ettik. Arz-ı halimizden sonra etraftaki diğer masaları tek tek süzüp bizi gönderecek bir yer aradı. Diğer masalardaki abiler bir yolunu bulup ortadan kaybolmayı becermiş olmalılar ki kimseyi bulamayıp önümüze bir kağıt fırlattı "Şunu dolduracaksınız" kelimelerini lütfetti. Formu doldurup elim titreyerek uzattım. Gözüm arka tarafta başka bir müşteriyle meşgul olan ablamıza takıldı. Önünde iki büklüm olan adamcağızı yaramazlık yapan çocuğu azarlar gibi azarlıyordu. Kimbilir hangi gaflet anında hangi yanlış soruyu sormuş olmalı gariban. Sonra benim ablaya "Sizin kredi ..." diyecek oldum, "Üst kattan soracaksınız" diye lafımı ağzımdan aşağı geri gönderdi. Sağolsun, en azından cümlemi bitirmeme bile gerek bırakmadı. Burası devlet bankası değil, yanlış anlaşılmasın. "Faizsiz kazanç" dağıtan bir "yatırım bankası". Hani şu inançlı insanların rağbet ettiklerinden. Hani bir gülümsemeyle bile olsa sadaka vermek gerektiğine inanan insnların gittikleri yerlerden. Dışarı çıkarken "Bir daha buraya gelir miyim?" diye sordum kendi kendime. Kendim bana cevap verdi: "Başka gittiğin yer bundan nasıl farklı oalcak ki?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir vesileyle doktora gittim. Doktor amca bana ne iş yaptığımı sordu. Amerikanya'da yüksek yüksek (hani iki tane yüksek diplomam var ya) bilgisayar mühendisi olduğumu söyledim. Zaten ödevimi yapıp gavur icadı internetten tüm ihtimalleri araştırdığım ve dahi sorduğum sorularda, verdiğim cevaplarda tıbbi terminolojiye hakim olduğumu gösterdiğim halde bana dün köyünden gelmiş hacı emmi muamelesi yaptı. Burası Ankara'nın muteber bir özel hastanesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ama nolacak bu memleketin hali?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memlekette olmanın en güzel yanı bayramdı. Akrabalar geldi, dostlar geldi, ben akrabalara gittim, fakir dostlarını ziyarete gitti. Çok kimseler gördüm, çok eller öptüm, dualar aldım, dualar ettim. Yıllar sonra bayramı teneffüs ettim ilk defa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çok başıma gelen hadiselerden birisi kapı çalınınca nefesi tıkanan annesini babasını merdivenlerde yenmenin verdi zafer hazzıyla içeri dalan 4-5 yaşlarındaki veletlerle karşı karşıya gelmemizdi. Onlar bana baktı, ben onlara. Sonra seslendim onlara "Ya eyyühel velet, sen kimin evladısın?". En sık aldığım cevap "Babamıııınnn" olmakla birlikte bazen akledip babasının kim olduğunu söyleyenler de çıktı. Sonra aynaya koşturdum, başımdaki ak saçları saydım. Bir, iki, üç, beş, on, yirmi, elli ... Saydım, saydım, sayamaz oldum. Sonra orta okuldaki matematik hocamızın dilinden düşürmediği söz aklıma geldi "Her kemalin bir zevali vardır"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve nihayet gavuristandayım. Burayı seviyor muyum? Ne evet, ne hayır. Hem evet, hem hayır. Burada yapmacık da olsa adama selam veriyorlar. Trafikte yayalara bile yol veriyorlar. Paranın kokusunu alan doktorlar adamı kapıda karşılıyorlar. Bankada her soruya tek tek cevap veriyorlar. Üstüne sormadıklarını da anlatıyorlar. Gavuristanın da iyi yanları var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki "bizim memleket"in iyi yanları yok mu? Dedik ya, akrabalar geldi, dostlar geldi, ben akrabalara gittim, fakir dostlarını ziyarete gitti. Çok kimseler gördüm, çok eller öptüm, dualar aldım, dualar ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memleket güzeldi vesselam...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-6342231274130314058?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/6342231274130314058/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=6342231274130314058' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/6342231274130314058'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/6342231274130314058'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2007/01/veni-vidi-vici.html' title='Veni, Vidi, Vici'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-412667617826140296</id><published>2006-12-10T03:13:00.000-08:00</published><updated>2006-12-10T11:25:50.081-08:00</updated><title type='text'>Bir Türk, Bir Mısırlı, Bir Pakistanlı Bir Gün ...</title><content type='html'>Bu akşam Pakistan asıllı ama kendisi de eşi de Amerika'da doğmuş bir arkadaşın evine misafir olduk. Bizden başka Mısırlı bir aile ile İranlı bir aile daha vardı. Bir de sonradan müslüman olmuş beyaz Amerikalı bir kardeşimizin kurmaya çalıştığı aile de oradaydı. İslam dünyasının birleşmiş milletlerinde gibi hissettim kendimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daldan dala atlayarak güzel bir muhabbet oldu. Vize sıkıntılarından Kanada göçmenliğine nasıl başvurulacağına, "Nolacak bu Amerika'nın hali"nden herkesin dillerine ait izlenimlere kadar muhtelif konularda muhabbetler oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçedeki iki kelimenin daha Türkçe olmadığını bu akşam öğrendim: muz ve tabak. Araplarla ve İranlılarla her konuştuğumda bir kelimenin daha aslında Türkçe olmadğını öğreniyorum zaten. Daha önce bana alfabe kitabını gösteren bir küçük kızcağız sayesinde fil ve fare kelimelerinin Arapça olduğunu öğrenmiştim. Şimdi bir de muz ve tabak eklendi. Ayrıca çeyrek kelimesinin Farsi dört manasına "çehar" kelimesinden gelmiş olabileceği iddiası da kafamı karıştırdı. Buyrun buradan yakın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İranlı dostumuzla konuşurken bir de çorap kelimesinin Farsi asıllı olduğunu konuştuk. Ama fakir yerinde durur mu bir gol de o attı. Ateş kelimesinin aslında "od" kökünden Farsiye geçmiş, oradan da Türkçe'ye geri "ateş" olarak geldiğini okumuş ya bir yerlerde, hemen dile getiriverdi. Sonra da sanki bilirmiş gibi "Daha niceleri var da siz pek bilmezsiniz bu işleri" makamından bir türkü çağırarak konuyu değiştiriverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pakistan asıllı Amerikalı dostumuzla muhabbette Türkçe bilmeyen birisinin Türkçeyi nasıl hissettiğini, seslerini nasıl algıladığını merak ettiğimi söyledim. Dedi ki "Sizin epey savaş görmüş bir millet olduğunuz dilinizden belli oluyor. Arabi ve Farisi kelimeleri bile kızar gibi söylüyorsunuz. Hiç de yumuşak bir diliniz yok." Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim. "Hani" dedi, "Nemçelerin dili şöyle bir kulağı tırmalar ya, sizinkisi o kadar olmasa da biraz ona yakın".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yengelerin ellerine sağlık, yemekler de çok güzeldi. Hint yemeği yemeyeli bir müddet olduğundan tam da özlemeye başlamışken iyi denk geldi bu davet. Az baharatlı tavuk biryani (Hint usulü baharatlı tavuklu pilav), orta baharatlı nohut yemeği ve baharatsız kıymalı samosa (muska şeklinde katlanmış kızartılmış kıymalı hamur) ana yemeklerdi. Orta baharatlı bir mercimek çorbası ve birkaç çeşit de salata. Menümüz zengindi anlayacağınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birleşmiş milletlerde güzel bir akşam geçirdik vesselam.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-412667617826140296?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/412667617826140296/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=412667617826140296' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/412667617826140296'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/412667617826140296'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2006/12/bir-trk-bir-msrl-bir-pakistanl-bir-gn.html' title='Bir Türk, Bir Mısırlı, Bir Pakistanlı Bir Gün ...'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-6931414020450564665</id><published>2006-12-07T15:01:00.000-08:00</published><updated>2006-12-07T15:25:02.381-08:00</updated><title type='text'>İmtihanlar Bitti Bekle Beni Türkiye</title><content type='html'>Çok şükür imtihanlar bitti bugün. Bekle beni Türkiye geliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;British Airways ile ilk defa uçucam. Rivayete göre Londra havaalanı çok karışıkmış. Terminaller arası yolculuk yapmam gerekecek. Mesafe ne kadardır, tren ya da otbüs nasıl çalışır bilmiyorum. Görücez, izlenimleri burada paylaşırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce Lufthansa ile uçmuştuk. Münih ve Frankfurt üzerinden. Münih hava alanı yeni ve bakımlı. Geniş salonları var. Ayrıca Lufthansanın servisi de oldukça iyiydi. Dostlara tavsiye ederiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Air France ile Paris üzerinden de geçtim bir defa. Çok eski bir terminaldi beklediğimiz. Kadife kaplı rahatsız koltuklar, bakımsız tuvaletler hatırladığım. Belki şimdilerde değişmiştir, kim bilir. Belki de Türkiye'ye reva görülen terminal budur. O da mümkün tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KLM ile uçanlar Amsterdam hava alanının oldukça rahat olduğunu söylüyorlar. Uyumak için yerleri ve mescidi de varmış. Ben hiç uçmadım, servisleri karşılaştıramayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar önce bir de THY bağlantılı Delta ile uçmuştum. THY servisi çok iyiydi. Host abimizi de kafaya almıştık, ne istesek getiriyodu gariban. Delta THY'den sonra biraz yavan gelmişti. Amerika içi iç hat uçuşu olduğunu unutmamak lazım tabii. Film seyretmek için kulaklıkları hediyesi 5 dolar karşılığı takdim edşyorlardı. Tuhaf gelmişti biraz. Gavur memleketinde alışıyor insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika iç hat uçuşlarında kaçınılmaz olarak Southwest le uçuluyor tabii. Ne de olsa piyasadaki en ucuz bileti çoğunlukla onlar sağlıyorlar. İkram yok denebilir. Sevimli olmaya çalışan hostes teyzeler meyve suyu ikram ediyor gibi yapıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kış görmeyeli çok oldu. Geçen sene kış görmek adına yaptığımız bir dağ yolculuğunu ve gerçek bir dağ başında 70 cm karla kapanan yollar yüzünden 2 gün mahsur kaldığımızı saymazsak kış görmeyeli çok oldu. Sanırım soğuğun nasıl birşey olduğunu unuttum. Keşke kar yağsa ben ordayken. Kardan adam yapar, kartopu oynardım, sanki bana eşlik edecek bir arkadaş bulunurmuş gibi. Kardan okullar tatil olsa belki çocuklar dışarı çıkar bana eşlik eder kim bilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kardan adam yapalım, burnuna havuç takalım, üşüyor bu havada, boynuna atkı saralım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye ne kadar değişti acaba? Aşina olduğum binalardan kaçı yerinde duruyor, kaçı yükselen başkalarının gölgesinde kaldı acaba? Sokak isimleri aynı mı, yoksa ben geldikten sonra başa geçen belediye yine sokakların parkların ismini mi değiştirdi? Arka bahçedeki ağaçlar büyüdü mü ki? 261 numaralı otobüs hala bizim evin önünde mi durur? Mahalle camisinin imamı hala orda mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ya ben o eski ben miyim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bekle beni Türkiye, geliyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye bekle beni!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-6931414020450564665?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/6931414020450564665/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=6931414020450564665' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/6931414020450564665'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/6931414020450564665'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2006/12/imtihanlar-bitti-bekle-beni-trkiye.html' title='İmtihanlar Bitti Bekle Beni Türkiye'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-4729190320051700442</id><published>2006-12-05T22:24:00.000-08:00</published><updated>2006-12-05T22:35:48.527-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ekonomi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iktisat'/><title type='text'>Osmanlıda Mikroekonomi</title><content type='html'>Bugün mikroekonomi imtihanına girdi bu fakir. Sevgili Michael Hocamız 15 sayfalık 4 saatlik bir imtihan hazırlamış biz sevgili öğrencilerine. (Bazen bu isimlerin müslümancasını düşününce garip oluyor: Michael-Mikail, Joseph-Yusuf, John-Yahya, David-Davud)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dönem mikroekonomi aldıktan sonra öğrendiğim en önemli şey: MR=MC. Üretim sırasında bir sonraki malı üretmenin maliyeti o maldan elde edilen gelire eşit olana kadar üretime devam etmek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bunun Osmanlı ile ne alakası var diyeceksiniz. Bugün sabah imtihana çalışırken aklıma geçen sene aldığım bir pazarlama dersinde geçen bir hadise geldi. Amerika'da bir üniversitede dersin Hintli hocası birgün "Kapalıçarşı'yı bileniniz var mı?" diye sordu. Arkasından kapalı çarşının nasıl yüzlerce yıl önce kurulduğunu, bugünkü süpermarketlerin atası olduğunu, nasıl verimli bir çalışma mekanı olduğunu hayranlıkla ballandıra ballandıra anlattı ve bu konunun daha derinlemesine araştırılması gerektiğini söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elin Hintli hocası Amerikalarda gavur öğrencilere Kapalıçarşıyı anlatıyor da acaba adı Türk iktisat hocaları acaba hiç akıllarına gelip de derste bahsediyor mudur?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-4729190320051700442?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/4729190320051700442/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=4729190320051700442' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/4729190320051700442'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/4729190320051700442'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2006/12/osmanlda-mikroekonomi.html' title='Osmanlıda Mikroekonomi'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-2815826785965387695</id><published>2006-12-04T10:00:00.000-08:00</published><updated>2006-12-04T10:37:45.919-08:00</updated><title type='text'>UCSD'de Bir Imtihanın Ardından</title><content type='html'>Biraz önce hayatımın belki de 1000. intihanından çıktım. Şimdi Jason Bey kardeşimizle oturmuş Ekonomi dersine çalışıyor gibi yapıyoruz. O hazırlık için eski ödevleri, ders notlarını vs toparlıyor. Ben de ilk heves ya, izin istedim, bloguma yazı yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmtihan sabah 8'de başladı. 2 saat 30 dakikalık imtihanda ilk bir saatten sonra yazacak birşey kalmadığına hükmedip pekçok sınıfdaşımın yaptığını yaptım, kağıdımı verip çıktım. Asistan hemen elime bir cevap anahtarı tutuşturdu. Sonuçlara baktım. Sanırım geçicem :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;San Diego'nun trafiği gittikçe daha berbat oluyor. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 Numaralı otoyol Amerika'nın batı kıyısı boyunca Meksika sınırından Kanada sınırına kadar ilerliyor. En güneydeki büyük şehir San Diego. San Diego kurulurken ve gelişirken hiç bu kadar büyüyeceği düşünülmemiş. Hızlı bir büyüme gerçekleştirip kuzeydeki diğer ilçelerle birleşmiş. Bu da pekçok büyük şehirdeki sorunu beraberinde getiriyor. Trafik en barizi. Dün akşam trafiğin yoğun olmadığı bir saatte eve döndüm. Dönerken de dakika dakika ölçtüm. Tam olarak 26 dakika sürüyor. Sabah buraya gelmem, ara yollardan geçip hile yapmama rağmen, 50 dakika sürdü. Sanırım taşınmak vaktidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İmtihandan İzlenimler&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıda bir düzen olmamasını bağışlarsınız umarım. Malum yarım saat önce imtihandan çıkmanın verdiği sarhoşluk hala üzerimde. İmtihana hoca gelmedi. Bu işletme hocaları da bir garip. Adamlar hoclığı boş vakitlerinde yapıyorlar. Dolu vakitlerinde gidip şirketlere danışmanlık ya da golf oynamak gibi işlerle uğraşıyorlar. (Golf hakkındaki düşüncelerimi bir ara paylaşırım)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili sınıf arkadaşımız Doug'ın babası sizlere ömür. Janet ablamız Doug'ın birlikte çalıştığı arkadaşlarından. Doug için bir başsağlığı kartı ayarlamışlar. Birazdan bulup onu getirecek, Jason'la birlikte biz de imzalıycaz. Gavur memleketi işte. Arkasından Kur'an okuyacak halimiz yok ya. Toprağı bol olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galiba yarınki imtihana hazırlanmanın vakti geldi. Ertelemek çözüm değil. Belki ilerleyen saatlerde çalışmaktan sıkılınca birşeyler paylaşırım tekrar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-2815826785965387695?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/2815826785965387695/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=2815826785965387695' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/2815826785965387695'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/2815826785965387695'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2006/12/ucsdde-bir-imtihann-ardndan.html' title='UCSD&apos;de Bir Imtihanın Ardından'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-8505478515524305928</id><published>2006-12-03T13:05:00.000-08:00</published><updated>2006-12-03T13:12:44.261-08:00</updated><title type='text'>Muhasebe Dedikleri</title><content type='html'>Bu işletme işlerine bulaşmadan önce her nasılsa olmuş, muhasebe denilen şeyin bir nevi fen ilimi olduğuna dair bir kanaat hasıl olmuş bu fakirde. Hani yarın imtihan var ya, mecburen ayrıntıları öğrenmek icabediyor. Öğrendikçe hayretim bin kat daha artıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Gelir" dediğiniz şey kağıt üzerindeki sayılardan ibaret. Aslında hiç kimse gerçek gelirin ne olduğunu bilmiyor. Diyelim araba aldınız şirket için. Bu arabanın ömrü ne kadar? Amortismanı var, yıpranması var. Kaç sene gider bir araba? Ne kadar zaman sorna yerine yenisinin konulması lazım? İşi bittiğinde satsanız yine para eder mi? Ederse kaç para eder? Bunların hepsi tahmin. Tahminler de şirketin durumunu etkiliyor. Ne kadar vergi ödediğini etkiliyor. Sonuçta ne kadar gerliri olduğunu, ne kadar akr ettiğinş etkiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra, en azından gavurlarda böyle, fazla miktardaki nakit parayı nerede değerlendirdiğinşz de gerliri etkiliyor. Hani paranın kar zarar durumu değil mühim olan. Eğer parayı borsaya yatırırsanız ve derseniz ki ben bunu uzun süre elimde tutacağım, o zaman artışlar azalışlar şirketin durumunu etkilemiyor. Ama bu sene satmaya niyetim var derseniz, o zaman artışı azalışı kar zarar diye kaydetmek durumu hasıl oluyor. Bunun üzerinde oynayarak kötü şirketleri iyi gibi, iyi şirketleri kötü gibi gösterebiliyorlar gerekiyorsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedik ya fen bilimi değil bu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-8505478515524305928?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/8505478515524305928/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=8505478515524305928' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/8505478515524305928'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/8505478515524305928'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2006/12/muhasebe-dedikleri.html' title='Muhasebe Dedikleri'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-1841855957965949097</id><published>2006-12-03T00:46:00.000-08:00</published><updated>2006-12-03T01:01:21.573-08:00</updated><title type='text'>Osmanlı Medeniyeti Sitesi: Geçmişi ve Geleceği</title><content type='html'>Osmanlı Medeniyeti sitesini tasarlamaya ve içerik oluşturmaya California'nın çok da soğuk olmayan bir Şubat gecesi karar verip başladı bu fakir. Bir iki aya kalmadan iki senesi doluverecek sitemizin. Memleketten uzakta olmanın verdiği gurbet duygusu mu desek, Osmanlıya öteden beri duyduğu hayranlığın tezahürü mü desek ne desek, aklına Osmanlı hatırına bir site hazırlamak düştü bir gün. Adresini kaydettirdi, hostingi ayarladı ve TaTa! sitemiz hazırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçerik hazırlamak sanılmasın ki kolay bir iştir. Ne emekler var bu sitede bir bilseniz. Gönüllüler tarafından gönderilen yazılar ve son zamanlarda yapılan birkaç alıntıyı saymazsak diğer yazıların hepsi itinayla Osmanlı tarihi kitaplarından alındı. Kimseye haksızlık olmasın, emeklerine saygısızlık edilmesin ve dahi telif hakları kanunu çiğnenmesin diye neredeyse asırlık kitaplardan faydalanıldı hep. Keşke elde imkan olsa da Koçi Bey Risalesini de buraya katabilsek ama nerdeee...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uykusuz geçen geceler, şahsi hayattan yapılan fedakarlıklar ve harcanan emek. Bazıları mail gönderip sitenin şurası niye böyle, tasarımı niye bozuk, yazılar neden biçimsiz vs diye eleştiriyorlar. Nedense kimsenin aklına da daha iyisini yapıp ortaya koymak gelmiyor. Gönüllüler aranıyor yazısı hala sitede görünür bir yerlerde duruyor ama günlük 6000 küsür ziyaretçiden bir tanesi de bizim de bir nevi bir katkımız olsun bari diye aklının ucundan bile geçirmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olsun. Olsun. Allah hepsinden razı olsun. Siteye gelip okuyorlar ya o da yeter bize.&lt;br /&gt;Olsun. Olsun. Allah tüm okuyanlardan razı olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kerim Bey'in hakkını inkar edemeyiz sitede. Aylarca kelimenin tam manasıyla boğaz tokluğuna çalıştı gariban. Tam bir Osmanlı aşığıdır kendisi. Bir de Osmanlıca okuyabileceği bir iş bulsaydı garibim. Edebiyat bölümü mezunudur. Osmanlı tarihini çok iyi bilir. (Siteye harcadığı emekten sonra değme tarihçilere taş çıkartır) Bilgisayardan anlar. Aklında kendisine göre bir iş olan varsa bir zahmet bir haber ediversin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Site nereye gidiyor?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Site bir yere gitmiyor. Şimdilik gidemiyor maalesef. Bu fakir çoktandır işlerini bahane edip katkılarını azalattıkça azalttı (Bak sen keratanın yaptığına). Kerim Bey de "İki bayram arası site işiyle uğraşılmaz" deyu memlekete rücu ettiğinden beri sitenini pek bakanı kalmadı. Sahipsiz kaldı gariban. Eğer "Erkeklik öldü mü? Biz ne güne duruyoruz" diyen bir yiğit çıkarsa o da haber eylesün, hemen değerlendirelüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olsun. Olsun. Allah hepisnden razı olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-1841855957965949097?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/1841855957965949097/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=1841855957965949097' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/1841855957965949097'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/1841855957965949097'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2006/12/osmanl-medeniyeti-sitesi-gemii-ve.html' title='Osmanlı Medeniyeti Sitesi: Geçmişi ve Geleceği'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-8310751029297022410</id><published>2006-12-02T23:48:00.000-08:00</published><updated>2006-12-02T23:54:20.538-08:00</updated><title type='text'>Dünyaya Merhaba!</title><content type='html'>Merhaba Dünya!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde cinler cirit oynarken eski hamam içinde...&lt;br /&gt;Bir varmış, bir de varmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nice zamandır şu blog işine ben de bir el atayım diye düşünürdü bu fakir düşünmeye ya, blog işleri zaman isteyen işler. Öyle heves edip yazmaya başlamakla işler bitmiyor. Arada bir yeni yazı yazacaksın ki blog'um var diyebilesin. Bismillah dedik başladık. Niyet ettik, Allah utandırmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili bloguma neler yazmak istiyorum? Sanırım içimden geçen herşeyi. Ola ki merak edip okuyanlar bulunur. Bu fakirin heves edip bıraktığı işlerin haddi hududu pek bulunmadığından söyleyecek lafı da çok. Bilgisayar mı dersiniz, tarih mi, gavuristan hakkında mı yazsa yoksa büyük büyük şirketler hakkında mı. Kim bilir zaman neler getirecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niyet ettik başladık, Allah utandırmasın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydi Bismillah...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9156874662654480525-8310751029297022410?l=osmanlimedeniyeti.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/feeds/8310751029297022410/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9156874662654480525&amp;postID=8310751029297022410' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/8310751029297022410'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9156874662654480525/posts/default/8310751029297022410'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://osmanlimedeniyeti.blogspot.com/2006/12/dnyaya-merhaba.html' title='Dünyaya Merhaba!'/><author><name>Osmanlı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10413788573027426286</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
